Giriş
Türkiye'nin 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefi doğrultusunda finansal sistemi yeşil dönüşüme hazırlamayı amaçlayan Ulusal Yeşil Finans Stratejisi ve Eylem Planı (2026–2029) (“Plan”), 4 Temmuz 2026 tarihli ve 33300 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Hazine ve Maliye Bakanlığı koordinasyonunda hazırlanan eylem planı; kamu kurumları, finansal düzenleyici ve denetleyici otoriteler ile özel sektör temsilcilerinin katkılarıyla şekillendirilmiş olup üç amaç, on bir hedef ve kırk beş eylemden oluşmaktadır.
Ulusal Yeşil Finans Stratejisi ve Eylem Planı; yalnızca bir finansal politika metni olmanın ötesinde, 2053 hedefine giden yolda Türkiye'nin uluslararası iklim taahhütleri ile iç hukuk düzenlemeleri arasındaki köprüyü kuran normatif bir çerçeve niteliği taşımaktadır. Bankacılık, sigortacılık ve sermaye piyasaları başta olmak üzere finans sektörünün tüm bileşenlerini kapsayan Plan, özel sektör yatırımcılarını, küçük ve orta büyüklükteki işletmeleri (KOBİ) ve finansal kuruluşları doğrudan ilgilendiren yükümlülükler ve yaklaşan mevzuat değişiklikleri öngörmektedir.
Ulusal Yeşil Finans Stratejisi ve Eylem Planının Hukuki Zemini
Ulusal Yeşil Finans Stratejisi ve Eylem Planı, salt bir hükümet inisiyatifi olmanın ötesinde arka planında beş yılı aşan köklü bir mevzuat birikimine dayanmaktadır. Bu hukuki sürecin temeli, Avrupa Birliği'nin 2019 yılında ilan ettiği Avrupa Yeşil Mutabakatı'na Türkiye'nin uyum sağlama hedefiyle atılmıştır. Süreç kapsamında yayımlanan 2021/15 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi uyarınca, 16 Temmuz 2021 tarihli Resmî Gazete'de ilan edilen Yeşil Mutabakat Eylem Planı (YMEP), yeşil finansmanı dokuz öncelikli başlıktan biri olarak belirlemiş ve bu alanda on bir kritik eyleme yer vermiştir. Ardından Şubat 2022'de Konya'da düzenlenen Türkiye'nin ilk İklim Şûrası'nda alınan 217 tavsiye kararından 76'sı öncelikli eylem olarak kabul edilmiştir. Bu kararlar arasında açıkça yer alan "Ulusal Yeşil Finans Stratejisi ve Eylem Planı hazırlanması" talebi, planın hazırlık sürecini fiilen başlatan resmi irade beyanı ve hukuki dayanak niteliğini kazanmıştır.
Kurumsal altyapı açısından en belirleyici adım ise TBMM tarafından 31 Ekim 2023 tarihinde onaylanan ve 1 Kasım 2023 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan On İkinci Kalkınma Planı (2024–2028) ile atılmıştır. Bu plan, finansal sektörde sürdürülebilirlik çalışmalarını desteklemeyi ve ÇSY (Çevresel, Sosyal, Yönetişim) kriterlerine yönelik farkındalığı artırmayı resmi bir politika hedefi olarak benimsemiştir. Bu hedefle uyumlu olarak, 22 Ocak 2024 tarihli Makam Onayıyla yayımlanan Hazine ve Maliye Bakanlığı Stratejik Planı (2024–2028) kapsamında, "Yeşil Finans Strateji Belgesinin oluşturulması" kurumsal bir hedef olarak açıkça kayıt altına alınmıştır. Mevzuattaki bu istikrarlı ilerlemeyi pekiştirmek amacıyla, 5 Eylül 2024 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan Orta Vadeli Program (2025–2027), yeşil dönüşüme katkı sağlayacak olan Yeşil Finans Stratejisi ve Eylem Planının uygulamaya konulmasını kamu otoritelerine resmi bir görev olarak yüklemiştir. Aynı kararlılık sürdürülerek, 7 Eylül 2025 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan sonraki Orta Vadeli Program (2026–2028) ile de sürdürülebilir finansın geliştirilmesi devletin öncelikli politikası olarak teyit edilmiştir.
Tüm bu kurumsal ve stratejik birikimin en üst yasal dayanağını ise 7552 sayılı İklim Kanunu oluşturmaktadır. TBMM Genel Kurulu tarafından 2 Temmuz 2025'te kabul edilen ve 9 Temmuz 2025 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren bu Kanun; iklim değişikliğiyle mücadele ve uyum faaliyetlerini, kurumlar arası koordinasyonu, finansman mekanizmalarını, Emisyon Ticaret Sistemini (ETS), Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizmasını (SKDM) ve denetim-yaptırım rejimini tek bir yasal çerçevede toplamıştır. Kanunun 8. maddesi, iklim değişikliğinin uygulama araçlarını Paris Anlaşması'nın 9, 10 ve 11. maddelerine paralel olarak iklim finansmanı, teknoloji transferi ve kapasite geliştirme mekanizmaları olarak belirlemiştir. Bu düzenlemeyle birlikte yeşil ve sürdürülebilir sermaye piyasası araçlarının, banka kredilerinin ve diğer finansal enstrümanların teşvik edilmesi temel bir politika önceliği haline getirilmiştir. Bu yasal silsilenin doğal bir sonucu olarak Ulusal Yeşil Finans Stratejisi ve Eylem Planı, 7552 sayılı İklim Kanunu'nun finansal sektördeki somut ve bağlayıcı uygulama aracı niteliğindedir.
Üç Amaç, On Bir Hedef
Plan, birbirini mantıksal olarak tamamlayan üç amaç ekseninde yapılandırılmıştır. Birinci amaç, şeffaf ve ölçülebilir bir yeşil finans ekosistemi için gerekli altyapının oluşturulmasıdır. Bu amacın beş hedefi bulunmaktadır: sektörel bazda düzenleyici çerçevelerin oluşturulması; danışmanlık, doğrulama ve güvence sistemi gibi destekleyici alanlara yönelik altyapının kurulması; veri toplama ve yönetim altyapısının güçlendirilmesi; ortak raporlama standartlarının belirlenmesi ve yeşil finansın suistimalinin, yani "yeşile boyama" riskinin önlenmesine yönelik mekanizmaların hayata geçirilmesi. Bu hedefler bir arada değerlendirildiğinde, yeşil finans ekosisteminin güvenilirliğinin her şeyden önce standartlaşma, ölçülebilirlik ve hesap verebilirlik üzerine kurulacağı anlaşılmaktadır.
İkinci amaç, yeşil finans alanında kurumsal kapasite ile insan kaynağının güçlendirilmesidir. Sürdürülebilirlik raporlaması konusunda farkındalığın artırılması, insan kaynağı kapasitesinin geliştirilmesi ve düzenleyici ile denetleyici otoritelerin iklim riski yönetimi alanındaki kurumsal yetkinliklerinin güçlendirilmesi bu amacın üç temel hedefini oluşturmaktadır. Plan bu amacı yalnızca bir eğitim meselesi olarak değil; finansal sektörün yeşil dönüşüme uyum sürecinin insan kaynağı boyutu olarak konumlandırmaktadır.
Üçüncü amaç, yeşil finansın gelişimine yönelik piyasa mekanizmalarının oluşturulmasıdır. Yeşil finansal ürün ve araçların finansal piyasalar içindeki payının artırılması, Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi'nin uygulamaya alınması ve teşvik mekanizmalarının güçlendirilmesi bu amacın üç hedefini oluşturmaktadır. Bu üçüncü amaç, Planın en doğrudan ticari ve finansal sonuçlar doğuracak bölümüdür.
Eylem Planı Kapsamında Öngörülen Kronolojik Mevzuat Takvimi ve Regülatif Dönüşüm
Eylem planının uygulamadaki en somut ve pratik değeri, öngörülen hukuki düzenlemelerin hangi tarihlerde yürürlüğe gireceğini net bir takvime bağlamış olmasıdır. Belirlenen bu kronolojik takvim, şirketlerin ve finansal aktörlerin yasal uyum planlamalarını rasyonel bir zeminde yürütebilmeleri açısından belirleyici bir referans noktası teşkil etmektedir.
Bu kapsamda 2026 yılı, mevzuat hareketliliğinin en yoğun yaşanacağı dönem olarak öne çıkmaktadır. Yıl içinde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı İklim Değişikliği Başkanlığı koordinasyonunda yayımlanması planlanan Türkiye Yeşil Taksonomisi Yönetmeliği, hangi ekonomik faaliyetlerin hukuken "yeşil" kabul edileceğini net bir şekilde tanımlayacaktır. Bu taksonomi, bankacılık sektöründe uygulanacak olan Yeşil Varlık Oranı başta olmak üzere, birçok yeni regülasyonun temel referans noktasını oluşturacaktır. Yine aynı yıl içerisinde, sigorta şirketlerinin yeşil varlıklara yatırım yapmasını teşvik edecek yasal değişikliklerin yapılması, Sürdürülebilirlik Güvence Denetimi Standardı 5000’in yayımlanması ve Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi’nin ikincil düzenlemelerinin tamamlanarak fiilen uygulamaya konulması planlanmaktadır. Ayrıca Otomatik Katılım Sistemi (OKS) standart fonlarının portföylerinde sürdürülebilirlik temalı fonların oranının artırılmasına yönelik düzenlemeler ile sosyal ve sürdürülebilirlik temalı sermaye piyasası araçlarına ilişkin rehberlerin de yine 2026 yılı içinde yayımlanması öngörülmektedir.
Sürecin orta vadeli planlamasında yer alan 2027 yılında ise Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları’nın (TSRS) kullanım alanının yaygınlaştırılması ve yeşil finans alanında ortak raporlama şablonu standardının tamamlanması hedeflenmektedir. Bu dönemde ayrıca, KOBİ’ler ve küçük segmentte faaliyet gösteren işletmeler için yeşil dönüşüm finansman destek mekanizmalarının kurulması, İklim Finansmanı Stratejisi’nin ilan edilmesi ve Yeşil Bütçeleme yasal düzenlemeleri ile buna ilişkin uygulama rehberinin hazırlanması gündeme gelecektir.
Stratejik planın son evresini oluşturan 2028 ve 2029 yıllarında ise bankaların finanse ettiği emisyonların kurumsal risk yönetimi süreçlerine entegre edilmesine yönelik kapsamlı bir rehber yayımlanacaktır. Bununla birlikte, ÇSY derecelendirme faaliyetlerine ilişkin yasal düzenlemelerin yapılması, tüm işletme büyüklükleri ve türlerine göre özelleştirilmiş sürdürülebilirlik raporlama standartlarının kesinleştirilmesi, finansal sektörde iklim ve doğa riski stres testi çalışmalarının tamamlanması ve 2053 Net Sıfır hedeflerine ulaştıracak yeşil finansman mekanizmasının kurulması gündemdedir.
KOBİ’ler: Regülatif Riskler ve Yeşil Finansman Fırsatları
Eylem planı, KOBİ'leri ve küçük segmentte faaliyet gösteren işletmeleri hem yasal yükümlülükler hem de finansman imkanları perspektifinden doğrudan odağına almaktadır. Planda yer alan Eylem 1.2.7, bu dengenin kurulması açısından stratejik bir önem taşımaktadır. Bu kapsamda, 2027 yılına kadar KOBİ'lerin ve küçük ölçekli işletmelerin çevresel ve sosyal konulardaki ulusal mevzuat gerekliliklerini yerine getirebilmeleri amacıyla desteklenmesi hedeflenmektedir. Bununla birlikte, işletmelerin uluslararası çevresel ve sosyal standartlara yönelik farkındalıklarının artırılması ve özellikle Avrupa Birliği Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması'nın (SKDM) getireceği yeni yükümlülükler hakkında kapsamlı bir şekilde bilgilendirilmeleri öngörülmektedir.
Söz konusu regülatif adımlar, KOBİ'ler açısından eş zamanlı olarak yönetilmesi gereken iki ayrı boyutu beraberinde getirmektedir. Bunlardan ilki, doğrudan pazar erişimini etkileyen yasal uyum riskidir. Avrupa Birliği’ne ihracat gerçekleştiren ya da AB merkezli tedarik zincirlerine dahil olan KOBİ'ler, SKDM kapsamındaki sektörlerde faaliyet gösteriyorlarsa, karbon maliyetleri ve artan raporlama zorunluluklarıyla çok daha yoğun bir şekilde karşılaşacaklerdir. Sürecin ikinci boyutu ise finansman fırsatları ile ilgilidir. Plan çerçevesinde hayata geçirilecek yeşil finansman mekanizmalarından ve sübvansiyonlu kredi kanallarından yararlanabilmek için şirketlerin yeşil dönüşüm projelerini Türkiye Yeşil Taksonomisi'ne uygun biçimde belgelendirmeleri şart koşulacaktır. Bu iki dinamik birlikte değerlendirildiğinde, yeşil uyum süreçlerini ertelemeyi tercih eden KOBİ'lerin hem pazara erişim hem de finansman maliyetleri açısından ciddi bir dezavantajla karşı karşıya kalacağı net bir şekilde görülmektedir. Diğer taraftan plan, kamu sübvansiyonlu kredilerde yeşil finansın önceliklendirilmesini ve teşvik edilmesini sürekli bir eylem olarak tanımlamaktadır (Eylem 3.3.2). Devlet destekli bu taahhüt, ilerleyen dönemde şirketlerin kredi maliyetleri üzerinde dolaylı ama belirleyici etkiler doğuracak bir hukuki altyapı sunmaktadır.
Reel Sektör Şirketlerini Doğrudan Etkileyen Üç Temel Regülasyon Alanı
Strateji planının uygulamaya girmesiyle birlikte, özellikle üç temel düzenleme finans dışı sektörlerde faaliyet gösteren reel sektör işletmeleri açısından somut ve bağlayıcı yükümlülükler doğuracaktır. Bu düzenlemelerin ilki olan Türkiye Yeşil Taksonomisi, hangi ticari faaliyetlerin çevresel açıdan sürdürülebilir kabul edileceğini objektif kriterlerle belirleyecektir. İlk bakışta yalnızca bankacılık sektörünü ve kredi tahsis süreçlerini ilgilendiriyor gibi görünse de taksonominin yansımaları reel sektörün tamamına yayılacaktır. Bankalar yeşil kredi paketlerini tamamen bu taksonomi kriterlerine göre yapılandıracağından, yeşil nitelik taşımayan projelerin krediye erişimi zorlaşacak ve borçlanma maliyetleri yükselecektir.
İkinci kritik alan ise Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (TSRS) kapsamında yapılacak düzenlemelerdir. Bu kapsama dahil olan işletmeler için getirilen sürdürülebilirlik güvence denetimi yükümlülüğü, şirketlerin raporlama ve yasal uyum maliyetlerinde belirli bir artışa yol açacaktır. Buna karşın söz konusu denetimlerin eksiksiz yapılması, şirketlerin sermaye piyasalarındaki itibarı ve kurumsal yatırımcılara erişimi açısından vazgeçilmez bir ön koşul haline gelecektir.
Üçüncü ve son regülasyon alanı ise Emisyon Ticaret Sistemi'dir. Sistemin ikincil düzenlemelerinin 2026 yılı içinde tamamlanarak yürürlüğe girmesiyle birlikte, kapsam dahilindeki sektörlerde üretim yapan işletmelerin hem operasyonel hem de finansal planlamalarını bu sisteme göre yeniden yapılandırmaları zorunlu hale gelecektir.
Sonuç
Ulusal Yeşil Finans Stratejisi ve Eylem Planı (2026–2029), 4 Temmuz 2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanmasıyla birlikte salt bir politika çerçevesi olmaktan çıkarak, 7552 sayılı İklim Kanunu'nun finansal sektördeki somut uygulama aracı niteliğini kazanmıştır. Planda yer alan kırk beş eylemin büyük bir kısmının 2026 ve 2027 yılları içinde hızlıca hayata geçirilmesi öngörülmektedir. Belirlenen bu yoğun takvim; bankalar, sigorta şirketleri, sermaye piyasası kurumları, ihracatçı KOBİ'ler ve AB tedarik zincirlerine dahil olan işletmeler başta olmak üzere oldukça geniş bir paydaş kitlesini yakın vadede doğrudan etkileyecektir.
Bu doğrultuda, Türkiye Yeşil Taksonomisi'nin yürürlüğe girmesi, Emisyon Ticaret Sistemi'nin fiilen işlerlik kazanması ve sürdürülebilirlik raporlama yükümlülüklerinin kademeli olarak yaygınlaşması; mevzuat uyumu, risk yönetimi ve finansman planlaması alanlarında bugünden stratejik hazırlıklar yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Tüm bu geçiş süreçlerinde, hem iç hukukta meydana gelen regülatif değişikliklere hem de AB müktesebatına uyum boyutuna tam anlamıyla hâkim olmak, piyasa aktörlerinin hukuki ve ticari pozisyonlarını güvence altına almaları bakımından belirleyici bir öneme sahip olacaktır.
Daha fazla bilgi ve hukuki destek için bizimle info@grd-partners.com adresi üzerinden iletişime geçebilirsiniz.
