Ulusal Su Planı (2026-2035): Hedefler ve Hukuki Altyapı

14 Mart 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Ulusal Su Planı (2026–2035) çerçevesinde öngörülen 8 ana hedef, hedef-strateji-eylem yapısı ve beklenen yasal reformların kamu, özel sektör ve yerel yönetim paydaşları açısından kapsamlı hukuki analizi.

Ulusal Su Planı (2026-2035): Hedefler ve Hukuki Altyapı

Giriş

Türkiye’nin önümüzdeki on yıllık su politikasını ve yönetim stratejisini şekillendirecek olan Ulusal Su Planı (2026–2035) (“USP” veya “Plan”), 14 Mart 2026 tarihli ve 33196 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan kararla yürürlüğe girmiştir. Tarım ve Orman Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü (SYGM) koordinasyonunda; kamu kurumları, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları, özel sektör ve üniversitelerin katkılarıyla hazırlanan Plan, Ulusal Su Kurulu tarafından karara bağlanmıştır. Plan’ın hukuki zemini, 1 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin (CBK) 421. ve 435/A. maddeleri uyarınca şekillendirilmiştir.

Akdeniz iklim kuşağında yer alan ve yarı kurak özellikler gösteren Türkiye'de, iklim değişikliğinin tetiklediği düzensiz yağışlar ve artan buharlaşmanın yanı sıra hızlı nüfus artışı, sanayileşme ve kentleşme gibi sosyo-ekonomik gelişmeler su kaynakları üzerindeki baskıyı her geçen gün artırmaktadır. Bu küresel ve yerel zorluklara karşı sürdürülebilir bir yol haritası sunan USP, uluslararası kabul görmüş ekosistem bazlı ve havza ölçekli Entegre Su Kaynakları Yönetimi (ESKY) yaklaşımını esas almaktadır. Kamu kurumları, belediyeler, yerel idareler, sivil toplum kuruluşları ve özel sektör gibi tüm paydaşları bütüncül bir yaklaşımla bir araya getiren bu plan; ekolojik, ekonomik ve sosyal boyutlarıyla sürdürülebilir bir yönetim mekanizması kurarak Türkiye'nin bugünkü ve gelecekteki su talebini güvence altına almayı ve uzun soluklu bir su vizyonu ortaya koymayı hedeflemektedir.

Planın Stratejik Mimarisi: Hedefler, Mevzuat Temelleri ve Eylemler

USP (2026–2035), önceki plan dönemine (2019–2023) ilişkin değerlendirmelerin ışığında ve uluslararası ölçekte kabul görmüş yedi temel ilke doğrultusunda yapılandırılmıştır. Plan; 8 ana hedef, bu hedefleri somutlaştıran 31 strateji ve uygulamayı tarih bazında belirleyen 141 eylem içermektedir.

Hedef 1: Kurumsal ve Yasal Yapının Güçlendirilmesi (Mevzuat Temelleri ve Yasal Reformlar)

Bu hedef kapsamında ele alınan en stratejik mesele, Türkiye'nin su yönetiminde uzun süredir devam eden çok başlılık ve mevzuat parçalılığı sorununa yapısal bir çözüm getirmektir. Yürürlükteki hukuki altyapıda su kaynaklarının korunması, tahsisi ve denetimi gibi temel süreçler; çok sayıda kanun, yönetmelik ve genelge ile birbirinden ayrı kamu otoritelerinin yetki alanına bırakılmıştır. Bu dağınık yapı, uygulamada yetki çatışmalarına ve gri alanlara zemin hazırlayarak özellikle sektörel yatırımlar ve ticari işletmeler açısından hukuki öngörülebilirliği zedelemektedir.

Söz konusu kurumsal ve yasal dönüşümün anayasal dayanağını; suların devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğunu düzenleyen Anayasa’nın 168. maddesi ile çevre sağlığını korumayı kamusal bir ödev kılan 56. maddesi oluşturmaktadır. Bununla birlikte, bu güçlü anayasal çerçeveye rağmen mevcut yasal altyapı, kronolojik olarak günümüzün iklim, endüstri ve nüfus dinamiklerinin gerisinde kalan dağınık bir görünüm sergilemektedir:

  • • 831 Sayılı Sular Hakkında Kanun (28.04.1926)
  • • 4373 Sayılı Taşkın Sulara ve Su Baskınlarına Karşı Korunma Kanunu (21.01.1943)
  • • 6200 Sayılı DSİ Genel Müdürlüğünce Yürütülen Hizmetler Hakkında Kanun (25.12.1953)
  • • 167 Sayılı Yeraltı Suları Hakkında Kanun (23.12.1960)
  • • 2872 Sayılı Çevre Kanunu (11.08.1983)
  • • 5216 Sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu (23.07.2004)
  • • 6172 Sayılı Sulama Birlikleri Kanunu (22.03.2011)
  • • 7552 Sayılı İklim Kanunu (09.07.2025)

Plan, 1926 tarihli Sular Hakkında Kanun'dan bu yana bütüncül bir çerçeve kanunun çıkarılmamış olmasını temel bir eksiklik olarak saptamakta ve bu yasal boşlukların giderilmesi adına stratejik adımlar öngörmektedir. İklim krizinin ve azalan su arzının yönetim süreçlerini giderek zorlaştıracağı öngörüsünden hareketle, bu hedefin odağına iki büyük yasal reform yerleştirilmiştir: tüm sektörleri ve sosyo-ekonomik ihtiyaçları gözeten kapsayıcı bir üst norm niteliğindeki Su Kanunu ile afet risklerine karşı önleyici hukuki mekanizmaları devreye sokacak olan Taşkın Kanunu.

Bu hukuki altyapının sahadaki kurumsal karşılığı için 157 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile 1 Sayılı CBK'da köklü bir değişikliğe gidilmiştir. Bu doğrultuda; millî su politikasına yön verecek Ulusal Su Kurulu ile makro ve mikro düzeyde karar alma yetkisine sahip Havza Su Kurulları (25 havzada) ve İl Su Kurulları (81 ilde) kurulmuştur. Söz konusu kurulların görev, yetki ve çalışma esasları ise 22.08.2024 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 40929 sayılı Yönetmelik ile düzenlenmiştir.

Bu bütünsel dönüşüm, üç temel strateji ekseninde yürütülmektedir: kurumlar arası etkin koordinasyonu sağlamak (Strateji 1.1), yasal yapıyı güncel ihtiyaçlara uygun ikincil mevzuatla destekleyerek güçlendirmek (Strateji 1.2) ve su yönetiminde teknik, idari ile hukuki kapasiteyi geliştirmek (Strateji 1.3).

Bu hedefe ilişkin öne çıkan kritik eylemler ve takvim ise şu şekildedir:

  • Eylem 1.2.1: Su Kanunu hazırlık çalışmalarının 2026–2028 döneminde SYGM koordinasyonunda tamamlanması (Orta Vadeli Program ile tam uyumlu).
  • Eylem 1.2.2: Taşkın Kanunu hazırlık çalışmalarının 2026–2028 döneminde bitirilmesi.
  • Eylem 1.2.4: 167 sayılı Yeraltı Suları Hakkında Kanun'da güncel ihtiyaçlara göre revizyona gidilmesi.
  • Eylem 1.2.6: Su tahsisine ilişkin yetkilerin tek çatı altında toplanarak havza esaslı su tahsis planlarına göre dağıtım yapılmasını sağlayacak mevzuat düzenlemesinin hayata geçirilmesi.
  • Eylem 1.1.3 & 1.1.4: Büyükşehir dışındaki belediyelerde ihtisaslaşmış Su ve Kanalizasyon İdarelerinin (SUKİ) kurulması ve sulama birliklerinin tek çatı altında toplanması (2026–2038 dönemi).

Hedef 2: Su Kaynaklarının Kalite ve Miktar Olarak Korunması

Coğrafi konumu itibarıyla Akdeniz kuşağında yer alan Türkiye, iklim krizinin tetiklediği yüksek kuraklık riskleriyle doğrudan yüzleşmektedir. Bu yapısal kırılganlık; kontrolsüz kentleşme, hızlı sanayileşme ve yoğun tarımsal faaliyetlerle birleştiğinde su kaynakları üzerindeki baskıyı derinleştirmektedir. Ülkenin en büyük yapısal sorunlarından biri de nüfus ve sanayi yoğunluğunun en fazla olduğu bölgeler ile su kaynaklarının coğrafi dağılımı arasındaki asimetridir. Bu dengesizlik bazı havzalarda su arzının talebi karşılayamadığı senaryolara zemin hazırlarken, havzalar arası su transferi projelerini de beraberinde getirmekte; bu süreçlerin hukuki altyapısının ve hak tahsislerinin titizlikle kurulmasını zorunlu kılmaktadır.

Plan kapsamında belirlenen yıllık 94 milyar m³ kullanılabilir yerüstü suyu potansiyeli ve 18 milyar m³ yeraltı suyu emniyetli rezerv sınırı, bu noktada yasal otoriteler açısından aşılmaması gereken eşikleri oluşturmaktadır. Uluslararası boyutta ise bu hedef, AB müktesebatına uyum sürecimizin ve askıdaki 27. Fasıl (Çevre ve İklim Değişikliği) müzakerelerinin merkezinde yer almaktadır. AB Su Çerçeve Direktifi (2000/60/EC) ile tam uyum hedefleyen Nehir Havzası Yönetim Planları (NHYP), Plan dönemi boyunca Türkiye'deki 25 nehir havzasının tamamını kapsayacak şekilde genişletilecektir. Bu süreç; Sektörel Su Tahsis Planları, Taşkın ve Kuraklık Yönetim Planları, Nitrat Eylem Planları ve İyi Tarım Uygulamaları Kodu gibi çok katmanlı idari ve yasal araçlarla desteklenecektir.

Bu hedef dokuz temel strateji üzerinden yürütülecektir: izleme altyapısının güçlendirilmesi (Strateji 2.1); noktasal ve yayılı kaynaklı kirleticilerin kontrolü (Strateji 2.2); doğa temelli çözümlerin hayata geçirilmesi (Strateji 2.3); ulusal hidropolitik stratejisinin geliştirilmesi (Strateji 2.4); içme suyu, atıksu ve yağmur suyu master planlarının tamamlanması (Strateji 2.5); denetim ve yaptırım mekanizmasının güçlendirilmesi (Strateji 2.6); içme-kullanma suyu kaynaklarının korunması (Strateji 2.7); sağlıklı içme suyuna adil erişimin sağlanması (Strateji 2.8) ve su kaynaklarının geliştirilmesi (Strateji 2.9).

Bu hedefe ilişkin öne çıkan kritik eylemler ve takvim ise şu şekildedir:

  • Eylem 2.2.1: 25 nehir havzasının tamamında NHYP'lerin 2026–2030 döneminde tamamlanması ve uygulamasının takibinin sağlanması.
  • Eylem 2.1.4: Yeraltı sularının miktar takibi ve kalite izlemelerinin sürekli (online) hâle getirilmesi.
  • Eylem 2.6.1: İçme-kullanma suyu havzaları başta olmak üzere denetim faaliyetlerinin bütünleşik biçimde yürütülmesi.
  • Eylem 2.7.1: Kaynaktan musluğa içme-kullanma suyu güvenliği sisteminin geliştirilmesi.
  • Eylem 2.2.9: Yeraltı sularının aşırı çekimine yönelik olarak; içme-kullanma suları hariç emniyetli rezervin üzerindeki çekimleri tamamen engelleyecek cezai ve idari mekanizmaların kurulması.

Hedef 3: Değişen İklim Şartlarına Uyum ve Su Verimliliği

Türkiye, Akdeniz havzasındaki konumu nedeniyle iklim değişikliğinin makroekonomik ve çevresel etkilerine en açık ülkeler arasındadır. SYGM'nin yürüttüğü modelleme çalışmaları, su arzındaki daralmanın artık soyut bir çevre sorunu olmaktan çıktığını ve doğrudan bir yasal uyum ile risk yönetimi unsuruna dönüştüğünü göstermektedir. Bu projeksiyonlara göre 2030 yılında kullanılabilir su potansiyeli mevcut duruma kıyasla yaklaşık %18,7 oranında azalarak 90,9 milyar m³ seviyesine gerilecek; 25 nehir havzasından 15'inde su açığı oluşacaktır. Daha uzun vadeli eğilimler tablonun ciddiyetini artırmaktadır: 2050'de kullanılabilir su miktarının 100,2 milyar m³'e (%10,5 azalma), 2070'te 87,7 milyar m³'e (%21,7 azalma) ve 2100'de 82,4 milyar m³'e (%26,4 azalma) düşeceği tahmin edilmektedir. Ege ve Akdeniz kıyıları ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da ise yağış miktarlarının %30'a yakın oranda azalacağı ve kuraklık periyotlarının sıklaşacağı hesaplanmaktadır.

Bu projeksiyon tablosu, 2025 itibarıyla kişi başına yıllık 1.305 m³'lük miktarıyla Falkenmark İndeksi'ne göre "su stresi" eşiğinde bulunan Türkiye'nin öncelikleri açısından son derece belirleyicidir. Nitekim 2024 yılı verileri bu riski somut biçimde doğrulamaktadır: Ortalama sıcaklık 15,6°C ile son 54 yılın en yüksek değerine ulaşmış; alansal yağış uzun dönem ortalamasının %6,3 altında kalarak 537,2 mm'de gerçekleşmiştir. Aynı yıl 1.257 meteorolojik afetin kaydedilmesi ve bunların %35'inin şiddetli yağış ile sel olaylarından oluşması, toplam yağışta azalma yaşanırken anlık ekstrem yağış olaylarının şiddetlenmesi şeklinde özetlenebilecek bir iklim paradoksuna işaret etmektedir.

Bu risklere hukuki yanıt verme sürecinin omurgasını 9 Temmuz 2025 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanan 7552 Sayılı İklim Kanunu oluşturmaktadır. Türk su hukukunda niteliksel bir dönüm noktası olan bu Kanun, suyu salt bir doğal kaynak olarak değil, iklim değişikliğine uyumun temel mekanizması olarak tanımlamıştır. Kanun; kamu kurumları ve yatırımcılar için planlama süreçlerinde su bütçesi analizini ve iklim etkilerinin gözetilmesini, sektörel bazda suyun verimli kullanımını ve doğa temelli çözümlerin geliştirilmesini kurumsal bir yükümlülük hâline getirmiştir.

Bu yasal çerçeveyi operasyonel düzeyde destekleyen bir diğer kritik metin, 04.05.2023 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 2023/9 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile yürürlüğe giren "Değişen İklime Uyum Çerçevesinde Su Verimliliği Strateji Belgesi ve Eylem Planı (2023–2033)"dır. Bu belge kapsamında plan döneminde yasal taahhüt niteliği taşıyan ölçülebilir sektörel hedefler belirlenmiştir: 2024 itibarıyla %31,6 düzeyindeki içme suyu şebeke kayıplarının 2030'da %25'e, 2050'de %10'a indirilmesi; mevcut net ortalaması 154 litre olan kişi başı günlük su tüketiminin 2030'a kadar 120 litreye, 2050'ye kadar 100 litreye düşürülmesi; yaklaşık %52 olan tarımsal sulama randımanının 2030'da %60'a, 2050'de %65'e çıkarılması; sanayi sektöründe 2030'a kadar %30 su geri kazanımı sağlanması.

Hukuki taahhütlerin sahada hayata geçirilmesi için 27.12.2024 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 41146 sayılı Su Verimliliği Yönetmeliği; kentsel, endüstriyel ve tarımsal su tüketiminde verimlilik uygulamalarının altyapısını kurarak su kullanımlarının ölçülmesini, kayıt altına alınmasını ve iyi uygulamaların ülke genelinde yaygınlaştırılmasını düzenlemektedir. Bu iç mevzuat çerçevesi, uluslararası düzlemde Türkiye'nin Güncellenmiş Birinci Ulusal Katkı Beyanı (2023) taahhütleriyle doğrudan örtüşmektedir.

İdari denetim mekanizmaları açısından ise İçme Suyu Temin ve Dağıtım Sistemlerindeki Su Kayıplarının Kontrolü Yönetmeliği uyarınca büyükşehir ve il belediyelerine 2028'e, diğer belediyelere ise 2033'e kadar şebeke kayıp oranlarını %25 düzeyine indirme yükümlülüğü getirilmiştir. Tarımsal alanda, son yirmi yılda %6'dan %38'e çıkarılan borulu kapalı sulama sistemlerinin oranı DSİ koordinasyonuyla 2028'e kadar %45'e taşınacak; otomasyon tabanlı bu sistemlerin %40'a varan su tasarrufu sağladığı görülmüştür.

Plan, bu dönüşümü üç temel strateji ekseninde yürütmeyi öngörmektedir: iklim değişikliğinin su kaynakları üzerindeki etkilerinin analiz edilmesi (Strateji 3.1), iklim değişikliğine uyum faaliyetlerinin hayata geçirilmesi (Strateji 3.2) ve değişen iklime uyum çerçevesinde su verimliliğinin sağlanması (Strateji 3.3). Bu mevzuat silsilesinin bütünü değerlendirildiğinde, su verimliliği yatırımlarını zamanında gerçekleştiremeyen işletmeler ile altyapı yükümlülüklerini geciktiren yerel yönetimler açısından idari ve hukuki risk ortamının giderek belirginleştiği görülmektedir.

Hedef 4: Hidrometeorolojik Afet Yönetimi

İklim krizinin bir sonucu olarak sıklığı ve şiddeti artan taşkınlar, kuraklık, çölleşme, erozyon ve su kaynaklı salgın hastalıklar; yalnızca çevresel dengeleri bozmakla kalmayıp insan sağlığı, kritik altyapı ve makroekonomi üzerinde de zincirleme etkiler yaratmaktadır. Bu çok boyutlu tehdit karşısında geleneksel kriz yönetimi yöntemleri yetersiz kalmakta; afet öncesi hazırlık, müdahale ve iyileştirme evrelerini bütüncül biçimde kapsayan, dirençlilik odaklı bir hukuki ve idari mimari zorunlu hâle gelmektedir.

Taşkın yönetimi alanında 12 Mayıs 2016 tarihli ve 21532 sayılı Taşkın Yönetim Planlarının Hazırlanması, Uygulanması ve İzlenmesi Hakkında Yönetmelik temel yasal dayanak olarak öne çıkmaktadır. Bu mevzuat çerçevesinde 25 nehir havzasının tamamı için Taşkın Yönetim Planlarının (TYP) eksiksiz tamamlanması hedeflenmektedir. Teknolojik entegrasyonun bir parçası olan Taşkın Erken Uyarı Sistemi'nin (TEUS) güçlendirilerek tüm havzalara yaygınlaştırılması da Plan dönemi eylemleri arasında yer almaktadır. Ulusal düzeydeki bu stratejik adımlar, 2015–2030 Sendai Afet Risklerinin Azaltılması Çerçevesi ile uyum içindedir.

Plan bu hedefi üç strateji üzerinden yürütecektir: taşkın riskini azaltmaya yönelik koruma ve kontrol faaliyetleri (Strateji 4.1), kuraklık risklerinin azaltılması (Strateji 4.2) ve çölleşme ile erozyonla mücadele (Strateji 4.3).

Hedef 5: Bütünleşik Su Yönetiminde Dijital Dönüşüm

Su kaynaklarının yönetiminde veri odaklı, şeffaf ve anlık tepki verebilen bir teknolojik ekosistemin inşası bu hedefin temel eksenidir. Geleneksel izleme yöntemlerinin yerini alan dijital ikizler, nesnelerin interneti (IoT), yapay zekâ, uzaktan algılama ve büyük veri altyapısı; su kaynaklarının kalitesini, kullanım oranlarını ve şebekelerdeki kayıpları gerçek zamanlı olarak takip etmeyi mümkün kılmakta, idari karar alma süreçlerini hızlandırmakta ve kriz anlarında etkinliği artırmaktadır.

Sürecin temel taşı olan Ulusal Su Bilgi Sistemi (USBS); veri entegrasyonu, ileri modellemeler ve karar destek araçlarını yerli yazılım ve sensör altyapısıyla tek çatı altında çalıştırmaktadır. Bu sistem; Sulama Yönetimi ve Bitki Su Tüketimi Sistemi, Tarım Cebimde-Su, Sulama Tesisleri Mekânsal Bilgi Sistemi ve Türkiye Su Atlası gibi platformlarla sahaya yayılmaktadır. SCADA tabanlı akıllı yönetim teknolojilerinin entegrasyonu sayesinde su kayıpları gerçek zamanlı izlenebilecek, geleceğe yönelik yüksek isabetli arz-talep projeksiyonları üretilebilecektir.

Bu hedef dört strateji üzerinden yürütülecektir: su kaynakları yönetiminde teknolojik altyapının güçlendirilmesi (Strateji 5.1); akıllı su yönetimi için dijital ekosistemin geliştirilmesi (Strateji 5.2); tahmin ve erken uyarı sistemlerinin yaygınlaştırılması (Strateji 5.3); atıksu ve içme suyu arıtımının ileri teknolojilerle desteklenmesi (Strateji 5.4).

Hedef 6: Yatırımların Önceliklendirilmesi ve Finansman

USP, hayata geçirilecek projelerin sürdürülebilir temellere oturtulabilmesi için kritik bir finansal mimari ortaya koymaktadır. Böylesine geniş çaplı bir altyapı dönüşümünün yalnızca kamusal kaynaklarla karşılanması mümkün olmadığından Plan, geleneksel bütçe modellerinin ötesine geçerek alternatif finansman yöntemlerinin devreye sokulmasını öngörmektedir. Bu doğrultuda AB Katılım Öncesi Mali Yardım Aracı (IPA) fonları, Dünya Bankası gibi uluslararası finans kuruluşlarının iklim kredileri ve Kamu-Özel İşbirliği (KÖİ) modelleri; yatırımların finansmanında belirleyici araçlar olarak konumlandırılmıştır. Söz konusu finansman kanalları; atıksu arıtma tesislerinin modernizasyonu, içme suyu şebekelerinin rehabilitasyonu ve tarımsal sulama sistemlerinin kapalı borulu yapıya dönüştürülmesi projelerinde doğrudan kaldıraç işlevi görecektir. Plan ayrıca 25 nehir havzasının tamamında atıksu arıtma tesisi ihtiyaçlarını ve maliyet analizlerini somut verilerle ortaya koyarak yatırımcılar için şeffaf bir fizibilite çerçevesi sunmaktadır.

Doğal kaynakların korunması, verimli kullanımı, döngüsel ekonomiye kazandırılması ve kalitesinin artırılması bu finansal planlamanın merkezinde yer almaktadır. Üst ölçekli planlamalarda havza karakteristiklerinin ve mevcut arazi kullanımının gözetilmesi ise yasal bir zorunluluk olarak benimsenmiştir. Bu vizyon üç temel strateji üzerinden şekillendirilmektedir: yatırımların önceliklendirilmesi (Strateji 6.1), yatırımların etkin işletilmesinin sağlanması (Strateji 6.2) ve alternatif finansman kaynaklarına erişimin güçlendirilmesi (Strateji 6.3).

Hedef 7: Su–Enerji–Gıda–Ekosistem Bağlantısallık Yaklaşımı

Geleneksel sektör bazlı yönetim anlayışının ekosistemler arasındaki karşılıklı bağımlılığı göz ardı ederek riskleri derinleştirdiği gerçeğinden hareketle Plan, "Nexus" (Bağlantısallık) yaklaşımını benimsemektedir. İlk kez 2011 Dünya Ekonomi Forumu'nda güçlü bir şekilde küresel gündeme taşınan bu yaklaşım; su, enerji, gıda ve doğal ekosistemlerin birbirinden bağımsız düşünülemeyeceğini ortaya koymaktadır. İklim değişikliğinin derinleştirdiği kaynak kıtlığı ve nüfus artışı bağlamında bu entegre model, verimliliği artırırken riskleri azaltmayı hedeflemektedir. Bu bütünleşik anlayışın sahadaki en somut yansıması "suya göre planlama" ilkesidir: herhangi bir bölgede tarımsal ürün deseni belirlenirken veya bir enerji yatırımının konumu seçilirken o bölgenin su bütçesinin aşılmaz bir eşik olarak kabul edilmesi. Yeni dönemin en belirleyici hukuki yönelimlerinden biri olarak öne çıkan bu ilke, sektörler arası planlamaların su kısıtına göre yeniden tasarlanmasını zorunlu kılmaktadır.

Bu dönüşüm dört strateji üzerinden yürütülecektir: sürdürülebilirliği ve arz güvenliğini ön planda tutan bağlantısallık yaklaşımının benimsenmesi (Strateji 7.1); sektörel politikalarda Nexus yaklaşımının yaygınlaştırılması (Strateji 7.2); farklı sektörel planlar arasında koordinasyon ve tamamlayıcılığı sağlayacak mekanizmanın geliştirilmesi (Strateji 7.3); suya göre planlamanın hayata geçirilmesi (Strateji 7.4).

Hedef 8: Eğitim, Farkındalık ve Uluslararası İşbirliği

Plan’ın sekizinci ve son hedefi, su kaynaklarının sürdürülebilir yönetiminin yalnızca teknik yatırımlar ya da yasal yaptırımlarla sağlanamayacağını; toplumsal bilinç dönüşümünün ve küresel ortaklık ağlarının da bu sürecin ayrılmaz parçası olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Su kriziyle başa çıkabilmek; temel eğitimden yükseköğretime kadar müfredatların güncellenmesini, su okuryazarlığı ve ekosistem koruma bilincinin yeni nesillere kazandırılmasını gerektirmektedir. Toplumun her kesimine ulaşmayı hedefleyen farkındalık çalışmalarıyla; suyun tasarruflu kullanımı, iklim değişikliğine kolektif uyum ve gri su gibi alternatif kaynakların gündelik hayata entegrasyonu konularında davranışsal bir dönüşüm tetiklenmesi amaçlanmaktadır.

Bu toplumsal seferberlik uluslararası politika çerçeveleriyle de güçlü bir köprü kurmaktadır. Türkiye'nin su vizyonu; BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), UNESCO-IHP, Uluslararası Su Birliği (IWA) ve OECD gibi uluslararası kuruluşlarla aktif işbirliğini öngörmektedir. Bu çalışmalar, BM 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi kapsamındaki SKA 6 (Herkes için erişilebilir su ve sanitasyon) hedefine ve Paris İklim Anlaşması taahhütlerine küresel ölçekte doğrudan katkı sunmaktadır. Hedef iki strateji üzerinden hayata geçirilecektir: Su İletişim Planı'nın hazırlanması ve uygulanması (Strateji 8.1); eğitim, yayım ve farkındalık faaliyetlerinin yaygınlaştırılması (Strateji 8.2).

Uygulama, İzleme ve Üst Politika Belgeleriyle Koordinasyon

Ulusal Su Planı, soyut politika hedeflerini somut eylem yükümlülüklerine dönüştürmek amacıyla her hedefin altında ayrıntılı bir Hedef–Strateji–Eylem çizelgesi oluşturmuştur. Bu çizelgede her eylem için sorumlu kurum, ilgili paydaşlar, uygulama takvimi ve ölçülebilir göstergeler belirlenmiştir. Plan’ın hukuki sertliği bakımından önem taşıyan nokta şudur: bağlayıcı bir kanun niteliği taşımasa da Ulusal Su Kurulu kararıyla benimsenmesi, 1 Sayılı CBK'nın 421. ve 435/A. maddelerindeki açık yetki normuna dayanması ve Orta Vadeli Program ile 12. Kalkınma Planı'nın tedbir çizelgelerine yansımış olması, Ulusal Su Planı’nı fiilen bağlayıcı bir politika çerçevesi hâline getirmektedir.

Plan’ın uygulanması Tarım ve Orman Bakanlığı koordinasyonunda yürütülecek; üst düzey koordinasyon ve izleme işlevi Ulusal Su Kurulu tarafından yerine getirilecektir. Her iki yılda bir gerçekleştirilecek periyodik değerlendirmelerle Plan güncellenecek ve eylem çizelgesi revize edilecektir. Bu çerçeve, farklı yasal yetkilerle donatılmış çok sayıda kurumun tek bir politika belgesi altında koordine edilmesi bakımından işlevsel olmakla birlikte, sürdürülebilirliği büyük ölçüde henüz yürürlüğe girmemiş olan Su Kanunu'na bağlıdır.

Nitekim Plan’ın en tutarlı bulgusu da tam bu noktada kendini göstermektedir: su tahsis uyuşmazlıkları, yeraltı suyu hakkı ihlalleri, havza kirliliğinden doğan sorumluluk davaları ve denetim yetkisi çatışmaları başta olmak üzere pek çok kritik meselede içtihat boşluğu devam etmektedir. Plan bu boşluğu açıkça saptamış ve Su Kanunu'nun yayımlanmasıyla birlikte ikincil mevzuatın güncellenmesini güvence altına alan bir geçiş takvimi öngörmüştür. Dolayısıyla kamu kurumları, belediyeler, sulama birlikleri ve özel sektör işletmeleri için geçerli hukuki yükümlülükler, Su Kanunu'nun yürürlüğe girdiği andan itibaren köklü biçimde yeniden şekillenecektir.

Üst politika belgeleriyle koordinasyon açısından değerlendirildiğinde Plan; 12. Kalkınma Planı Su Yönetimi Özel İhtisas Komisyonu Raporu, Orta Vadeli Program (2026–2028), İklim Değişikliğine Uyum Stratejisi ve Eylem Planı (2024–2030), Türkiye'nin Güncellenmiş Birinci Ulusal Katkı Beyanı (2023), 1. Su Şurası (2021) Sonuç Bildirgesi, 4. Tarım ve Orman Şurası (2025) Kararları, Türkiye Ulusal Risk Kalkanı Modeli (2023) ve Avrupa Yeşil Mutabakatı ile uyumlu olarak hazırlanmıştır.

Sonuç

Ulusal Su Planı (2026–2035), kamuoyuna sunulan pek çok stratejik belgeden farklı olarak 8 hedef ve 31 strateji altında yapılandırılmış 141 eylemi; her biri için sorumlu kurum, uygulama takvimi ve ölçülebilir göstergeyle birlikte kayıt altına almaktadır. Bu mimari, Planı bir niyet bildirgesi olmaktan çıkarıp kurumsal hesap verebilirlik açısından son derece somut bir belgeye dönüştürmektedir. Eylem tablolarının bütününe bakıldığında öne çıkan en kritik tespit, 2026–2028 döneminin Türk su hukukunun tarihsel dönüşüm penceresi olduğudur: Su Kanunu ve Taşkın Kanunu hazırlıklarının bu üç yılda tamamlanması, tüm havzalar için NHYP'lerin 2030'a kadar eksiksiz hazırlanması ve sektörel su tahsis yetkilerini tek çatı altında toplayacak mevzuat değişikliğinin bu dönemde hayata geçirilmesi öngörülmektedir. Öte yandan Eylem 7.4.1 uyarınca tarımdan sanayiye, turizmden enerji yatırımlarına kadar tüm sektörel planların havza su bütçesini aşılamaz bir eşik olarak benimsemesi zorunlu hâle gelecektir.

Planın hukuki önemi üç boyuttan değerlendirilebilir: parçalı su mevzuatını bütünleştirecek Su Kanunu'nun hazırlık sürecini ve ikincil mevzuat güncellemelerini açık bir takvime bağlaması; AB Su Çerçeve Direktifi uyumu ve 27. Fasıl müzakerelerine sağlanan doğrudan katkı; ve su risklerinin artık sürdürülebilirlik raporlamasında, yeşil finansmana erişimde ve tedarik zinciri uyumunda somut bir çevresel uygunluk kriteri olarak değerlendirildiği ESG boyutu.

Bu çerçevede tarım, sanayi, enerji, inşaat ve belediyecilik başta olmak üzere su yoğun sektörlerde faaliyet gösteren tüm paydaşların Planın eylem takvimine ve Su Kanunu'nun yürürlüğe girmesiyle birlikte köklü biçimde yeniden şekillenecek hukuki ortama bugünden hazırlıklı olmaları önem taşımaktadır.

Daha fazla bilgi ve hukuki destek için bizimle info@grd-partners.com adresi üzerinden iletişime geçebilirsiniz.

Ulusal Su PlanıSu Verimliliği Yönetmeliğiİklim KanunuSu KanunuTaşkın KanunuKurumsal UyumÇevre Mevzuatı
Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; hukuki danışmanlık niteliği taşımaz.