Serbest piyasa ekonomisinde ticari ilişkilerin temeli, tarafların iradeleri doğrultusunda akdettikleri sözleşmelere dayanır. Roma hukukundan günümüze kadar ulaşan "Sözleşmeye Bağlılık" (Ahde Vefakarlık / Pacta Sunt Servanda) ilkesi uyarınca; borçlu, şartlar ne kadar ağırlaşırsa ağırlaşsın üstlendiği borcu sözleşmede kararlaştırıldığı şekilde yerine getirmekle mükelleftir. Ancak, makroekonomik dengelerin hızla değiştiği, enflasyonist baskıların arttığı, döviz kurlarında öngörülemez sıçramaların yaşandığı ve küresel tedarik zincirlerinin koptuğu dönemlerde bu ilkeyi katı bir şekilde uygulamak, taraflardan biri için ticari bir yıkım anlamına gelebilmektedir.
Yıllık planlamalarını belirli bir maliyet dengesine oturtarak uzun süreli hammadde tedariki, kira, hizmet, distribütörlük veya inşaat sözleşmesi imzalayan şirketler; olağanüstü ekonomik krizler karşısında imzaladıkları şartlara bağlı kalmaya zorlandıklarında iflas riskiyle karşı karşıya kalmaktadır. İşte bu noktada modern hukuk sistemleri, "Sözleşmeye Bağlılık" ilkesi ile "Adalet ve Dürüstlük" (TMK m. 2) ilkeleri arasında dengeli bir supap mekanizması ihdas etmiştir.
Türk hukukunda bu dengeleme mekanizmasının karşılığı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 138. maddesinde düzenlenen Aşırı İfa Güçlüğü ve Sözleşmenin Değişen Şartlara Uyarlanması müessesesidir.
Bu rehber yazıda; ani ekonomik dalgalanmalar karşısında borç yükü katlanan şirketlerin başvurabileceği hukuki koruma yollarını, TBK m. 138 kapsamındaki uyarlama davası şartlarını, Yargıtay’ın döviz kuru krizlerine yaklaşımını ve ticari sözleşmelerde dikkat edilmesi gereken stratejik hususları tüm boyutlarıyla ele alıyoruz.
Sözleşmenin Uyarlanması (Clausula Rebus Sic Stantibus) Nedir?
Hukuk doktrininde "işlem temelinin çökmesi" olarak da adlandırılan uyarlama; tarafların sözleşmeyi akdettikleri sırada var olan durumun, sonradan ortaya çıkan olağanüstü ve öngörülemeyen olaylar nedeniyle radikal bir şekilde değişmesi sonucunda, sözleşme şartlarının yeni koşullara adapte edilmesidir.
Türk Borçlar Kanunu’nun 138. maddesi bu imkanı borçluya bir hak olarak tanımaktadır. İlgili kanun maddesi uyarınca, sözleşmenin kurulduğu sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum ortaya çıktığında, bu durum borçludan kaynaklanmayan bir sebebe dayanıyorsa ve mevcut şartlar altında borcun ifası dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değişmişse borçlu, hakimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme hakkına sahiptir.
Sözleşmenin uyarlanması; fiyatın artırılması veya düşürülmesi, ödeme vadelerinin yeniden tanzim edilmesi, teslimat miktarının revize edilmesi veya kur sabitlemesi yapılması şeklinde gerçekleşebilir. Eğer şartların uyarlanması mümkün değilse veya karşı taraftan beklenemezse borçlu, sözleşmeden dönme (veya sürekli borç ilişkilerinde feshetme) hakkını kullanabilir.
TBK m. 138 Kapsamında Uyarlama Talebinin 4 Temel Şartı
Bir ticari işletmenin akdettiği sözleşmeden ötürü TBK m. 138 hükmüne sığınabilmesi ve mahkemeden uyarlama talep edebilmesi için şu dört şartın kümülatif (birlikte) gerçekleşmiş olması zorunludur:
1. Sözleşmenin Kurulduğu Sırada Öngörülemeyen Olağanüstü Bir Durumun Ortaya Çıkması
Ortaya çıkan olayın, tarafların basiretli bir tacir olarak tahmin edemeyeceği boyutta olması gerekir. Savaş halleri, pandemiler, ambargolar, doğal afetler veya ülke ekonomisini sarsan radikal ve anilik taşıyan krizler bu kapsamda değerlendirilir. Sıradan, kademeli ve beklenen enflasyon artışları tek başına öngörülemez durum sayılmaz.
2. Durumun Borçludan Kaynaklanmamış Olması
Gelişen olağanüstü olayın vuku bulmasında borçlu şirketin herhangi bir kusurunun, ihmalinin veya basiretsiz yönetim kararlarının bulunmaması şarttır.
3. İşlem Temelinin Çökmesi (Dürüstlük Kurallarına Aykırılık)
Mevcut durumun, sözleşmenin yapıldığı sıradaki edimler arasındaki dengeyi borçlu aleyhine katlanılamaz derecede bozmuş olması gerekir. Kanun koyucu burada açıkça 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde düzenlenen "Dürüstlük Kuralı"na atıfta bulunur. Borcun eski şartlarla ifasını talep etmek, alacaklı bakımından hakkın kötüye kullanılması anlamına gelmelidir.
4. Borcun Henüz İfa Edilmemiş veya İfa Edilirken İhtirazi Kayıt Konulmuş Olması
Uyarlama davası bakımından en kritik pratik şart buradadır. Borçlu, edimini hiçbir itiraz ileri sürmeksizin (çekincesiz olarak) ifa etmişse, artık "ben bu ödemeyi yaparken çok zorlandım" diyerek geçmişe dönük uyarlama talep edemez. Borçlu ya borcunu henüz ifa etmemiş olmalı ya da ödemeyi yaparken "aşırı ifa güçlüğü haklarım saklı kalmak kaydıyla ödüyorum" şeklinde ihtirazi kayıt koymuş olmalıdır.
Kritik Hukuki Uyarı: Şirketiniz, basiretli bir şekilde uyarlama davası açmayı planlıyorsa, davanın açılmasından önce veya dava sırasında yapacağı tüm ödemelere, fatura itirazlarına ve banka transfer açıklamalarına "TBK m. 138 kapsamındaki uyarlama ve ihtirazi kayıt haklarımız saklı kalmak kaydıyla" şerhini düşmek zorundadır. Aksi takdirde dava usulden veya esastan reddedilebilir.
Yargıtay’ın Döviz Kuru Krizleri ve Tacirin Basiretli Olma Yükümlülüğüne Yaklaşımı
Ticaret hukuku uygulamasında TBK m. 138 uyarınca açılan davaların en çok takıldığı hukuki engel, Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 18. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen "Basiretli İş Adamı Gibi Hareket Etme Yükümlülüğü"dür.
Yargıtay, öteden beri süregelen yerleşik içtihatlarında (özellikle Hukuk Genel Kurulu ve ilgili Ticaret Daireleri kararlarında); Türkiye’deki ekonomik konjonktür gereği döviz kurlarındaki dalgalanmaların, enflasyonist artışların ve devalüasyon risklerinin tacirler tarafından öngörülebilir olduğunu kabul etme eğilimindedir. Yargıtay’a göre tacir, basiretli bir iş adamı gibi hareket ederek kur riski içeren sözleşmelerde gerekli risk yönetim tedbirlerini (hedging, kur sabitleme vb.) almakla mükelleftir.
Ancak bu durum, döviz krizlerinde uyarlama davası açılamayacağı anlamına gelmez.
Yargıtay’ın son dönem içtihatlarında ve doktrindeki hakim görüşte kabul edildiği üzere; döviz kurunda yaşanan artış, ülkenin genel ekonomik parametrelerinin çok üzerinde, anilik taşıyan, olağanüstü bir ekonomik kriz niteliğinde ise ve edimler arasındaki dengeyi tamamen altüst etmişse tacirler de TBK m. 138’den faydalanabilir. Buradaki temel ölçüt; kur artışının olağan bir piyasa hareketi mi yoksa piyasa dengelerini tamamen felç eden "şok bir kriz" mi olduğudur.
Uygulamada En Çok Uyarlama Talep Edilen Sözleşme Türleri
Ekonomik kriz ve yüksek enflasyon dönemlerinde GRD Partners olarak sahada en sık karşılaştığımız ve uyarlama davalarına konu olan sözleşme tipleri şunlardır:
1. Uzun Süreli Ticari Taşınmaz Kira Sözleşmeleri
AVM’lerde, fabrikalarda veya plazalarda döviz cinsinden veya enflasyon oranının çok altında kalan sabit artış hükümleriyle akdedilen kira sözleşmeleri. Hem kiralayan (kiranın düşük kalması) hem de kiracı (kiranın fahiş artması) yönünden 5 yılı aşan sözleşmelerde TBK m. 344 ve TBK m. 138 kapsamında uyarlama davaları yoğunlaşmaktadır.
2. Uzun Süreli Hammadde ve Tedarik Sözleşmeleri
Fiyatı sabit tutularak uzun vadeye yayılan hammadde tedarik sözleşmelerinde; küresel emtia fiyatlarının veya navlun giderlerinin katlanması nedeniyle satıcının malı teslim ederken zararına satış yapmaya zorlanması durumu.
3. İnşaat ve Eser Sözleşmelerinde Malzeme Maliyeti Artışları
Müteahhit veya yüklenici firmanın götürü bedel üzerinden üstlendiği projelerde; demir, çimento, işçilik ve enerji maliyetlerinin öngörülemez şekilde artması sonucu projenin tamamlanmasının imkansız hale gelmesi (TBK m. 480/2 uyarınca özel uyarlama).
4. Hizmet ve Distribütörlük Sözleşmeleri
Belirli bir operasyonel bütçe üzerinden anlaşılan ancak döviz kurlarındaki artış nedeniyle operasyonel giderleri gelirinin üzerine çıkan distribütör veya hizmet sağlayıcılarının sözleşmeleri.
Uyarlama Davalarında Şirketlerin Yapması Gereken Stratejik Adımlar
Şirketinizin akdettiği bir ticari sözleşme ekonomik kriz nedeniyle sürdürülemez hale geldiyse, doğrudan mahkemeye gitmeden önce atılması gereken hukuki adımlar şunlardır:
- Sözleşmedeki Mücbir Sebep ve Uyarlama Maddelerini İnceleyin: Sözleşmenizde döviz artışları veya ekonomik krizlerin mücbir sebep (force majeure) sayılıp sayılmadığını, özel bir uyarlama klozunun bulunup bulunmadığını kontrol edin.
- Karşı Tarafa İhtarname Çekin: Mahkemeye başvurmadan önce, değişen şartları, şirketinize olan etkisini somut verilerle ve bilançolarla açıklayan; fiyatın/şartların revize edilmesini talep eden detaylı bir Noter İhtarnamesi gönderin. Bu ihtarname, dürüstlük kuralına uyduğunuzun ve iyiniyetli çözüm aradığınızın mahkemedeki en büyük delilidir.
- İhtirazi Kayıt Şerhini Unutmayın: İhtarname sürecinde ve dava boyunca yapacağınız tüm ödemelere tutanakla veya dekont açıklamasıyla ihtirazi kayıt koyun.
- İhtiyati Tedbir Talep Edin: Davanın açılmasıyla birlikte, dava sonuna kadar fahiş ödemelerin durdurulması, teminat mektuplarının nakde çevrilmesinin önlenmesi veya geçici bir ara fiyat belirlenmesi yönünde mahkemeden İhtiyati Tedbir Kararı talep edin.
Sonuç
Sözleşmeye bağlılık esastır; ancak hiçbir ticari işletme, öngörülemez ve olağanüstü krizler karşısında basiretsizce yıkıma mahkum edilemez. Türk Borçlar Kanunu’nun 138. maddesi, dürüstlük kuralı çerçevesinde borçlu şirketlere nefes aldıran ve sözleşmenin adil şartlarda devamını sağlayan hayati bir hukuki kalkandır.
Aşırı ifa güçlüğü durumunda atılacak yanlış bir adım, usulüne uygun konulmayan bir ihtirazi kayıt veya eksik bir ihtarname; davanın reddedilmesine ve şirketinizin çok daha ağır tazminat yükleriyle karşılaşmasına neden olabilir.
GRD Partners olarak; değişen ekonomik koşullarda müvekkillerimizin ticari sözleşmelerini revize ediyor, uyarlama davalarını ve müzakere süreçlerini uzman ekibimizle yöneterek ticari varlıklarını hukuki koruma altına alıyoruz. Sözleşmelerinizin finansal risklerini analiz etmek ve uyarlama imkanlarını değerlendirmek için bizimle iletişime geçebilirsiniz.
