Doğal afetler her ne kadar doğanın bir parçası olsa da, yol açtıkları zararların arkasında çoğunlukla insan faktörü ve idari ihmaller yer alır. Sosyal hukuk devleti ilkesi gereğince idare, kamusal faaliyetler veya ihmaller nedeniyle bireylerin uğradığı zararları gidermekle yükümlüdür. Anayasa’nın 125. maddesinde yer alan “İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür” hükmü, bu mali sorumluluğun en büyük anayasal güvencesidir.
İdarenin Sorumluluk Türleri
Sel felaketleri söz konusu olduğunda idarenin sorumluluğu iki ana başlık altında incelenir:
- 1. Kusurlu Sorumluluk (Hizmet Kusuru)
İdari yargıda sel zararlarının çok büyük bir kısmı hizmet kusuru kapsamında değerlendirilir. Hizmet kusuru üç şekilde ortaya çıkar:
- • Hizmetin Hiç İşlememesi: İdarenin alması gereken önlemleri tamamen ihmal etmesi.
- • Hizmetin Geç İşlemesi: Afet yönetimi, tahliye veya müdahalenin makul sürede yapılmaması.
- • Hizmetin Kötü İşlemesi: Altyapı yetersizliği veya teknik hatalar.
Sel Bağlamında: Dere yataklarının imara açılması, yetersiz altyapı/kanalizasyon sistemleri, tıkalı mazgallar ve bilime aykırı ıslah çalışmaları açık birer hizmet kusurudur.
- 2. Kusursuz Sorumluluk
İdarenin doğrudan bir kusuru kanıtlanamasa bile, Kamu Külfetleri Karşısında Eşitlik ve Sosyal Risk ilkeleri gereğince tazminat sorumluluğu doğabilir. Ancak yargı pratiğinde, sel gibi öngörülebilir doğa olaylarında idarenin önleyici görevlerini yapmaması genellikle doğrudan "hizmet kusuru" sayılmaktadır.
"Mücbir Sebep" Savunması: Sel Her Zaman Sorumluluğu Kaldırır mı?
İdareler, sel felaketlerinin ardından genellikle olayın bir mücbir sebep (göz önüne alınamaz ve önlenemez bir doğa olayı) olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kaçmaya çalışırlar. Hukuken mücbir sebep, idari eylem ile zarar arasındaki illiyet (nedensellik) bağını kesen bir durumdur. Ancak günümüz idari yargı pratiğinde ve Danıştay kararlarında sel, doğrudan bir mücbir sebep olarak kabul edilmemektedir. Burada iki kritik ölçüt devreye geçer:
- • Öngörülebilirlik: Günümüz teknolojisinde yağış miktarları ve taşkın riskleri meteorolojik olarak tahmin edilebilmektedir. Geçmiş yıllarda da aynı bölgede sel yaşanmışsa veya bilimsel raporlar o bölgeyi "taşkın alanı" olarak gösteriyorsa, idarenin bu durumu "öngörülemez" ilan etmesi hukuken geçersizdir.
- • Önlenebilirlik: Eğer idare; dere yatağını imara açmış, yetersiz kesitli menfezler inşa etmiş veya tıkalı mazgalları temizlememişse, yağış ne kadar şiddetli olursa olsun illiyet bağı kesilmez.
Danıştay'ın yerleşik içtihatlarına göre; idarenin önlemekle yükümlü olduğu bir zararın gerçekleşmesi, o olayı mücbir sebep olmaktan çıkarabilir. Doğa olayının şiddeti ne olursa olsun, idari ihmal (hizmet kusuru) ile birleşmişse idarenin tazminat sorumluluğu devam eder. Kısacası, Bir doğa olayından doğan zararın mücbir sebepten kaynaklandığının ve zarar ile idari eylem arasında illiyet bağının kesildiğinin kabulü için idarenin kendisine verilmiş yükümlülükleri eksiksiz bir biçimde yerine getirmiş ancak yine de zararın ortaya çıkmış olması gerekir. Diğer bir ifade ile bir olayda hizmet kusuru varsa mücbir sebep yoktur.
Hak Arama Yolu: Tam Yargı Davası ve Usul Kuralları
Selden zarar gören vatandaşların maddi ve manevi kayıplarını telafi edebilmeleri için idari yargıda tam yargı davası açmaları gerekir. Bu süreçte şu usul kurallarına mutlaka uyulmalıdır:
- 1. Zorunlu İdari Başvuru: Dava açılmadan önce, İYUK m. 13 uyarınca zarara yol açan ilgili idareye yazılı olarak başvurulmalı ve tazminat talep edilmelidir.
- 2. Süre Sınırı: İdari başvuru, zararın ve failin öğrenilmesinden itibaren yasal süreler içinde yapılmalıdır. İdarenin talebi reddetmesi (veya 30 gün içinde cevap vermeyerek zımnen reddetmesi) halinde, 60 günlük hak düşürücü süre içinde dava açılmalıdır.
- 3. Görevli Mahkeme: Davalar, sel felaketinin meydana geldiği yerdeki İdare Mahkemesinde açılır.
Özetlemek gerekirse; iklim krizi ya da "yüzyılın felaketi" gibi söylemler, idarenin altyapı, imar ve çevre planlamasındaki ihmallerini örtbas etmeye yetmez. Danıştay ve AİHM kararlarının da açıkça ortaya koyduğu üzere, önlenebilir ve öngörülebilir nitelikteki sel felaketleri hukuken bir "mücbir sebep" değil, açık bir hizmet kusurudur. Dolayısıyla sel nedeniyle evinizde, iş yerinizde, aracınızda veya tarım arazinizde meydana gelen maddi ve manevi zararların faturasını tek başınıza sırtlanmak zorunda değilsiniz. Unutulmamalıdır ki, idari yargıda hak arama süreci son derece sıkı şekil şartlarına ve kaçırılmaması gereken 60 günlük kesin hak düşürücü sürelere bağlıdır. Dilekçelerin hatalı yazılması, görevli kurumun (husumetin) yanlış belirlenmesi veya sürelerin aşılması gibi usul hataları, haklı olduğunuz bir davayı kaybetmenize neden olabilir. Eğer siz de sel felaketi nedeniyle mağduriyet yaşadıysanız, hak kaybına uğramamak ve idarenin mali sorumluluğu kapsamında tazminatınızı eksiksiz alabilmek adına vakit kaybetmeden idare hukuku alanında uzman bir avukata başvurmalı ve yasal süreci başlatmalısınız
