Konkordato Mühletinin İş Sözleşmelerinin Akıbetine Etkisi ve Fesih Rejimi
İcra ve İflas Kanunu uyarınca borçlu hakkında geçici mühlet veya kesin mühlet kararı verilmesi, kural olarak borçlunun taraf olduğu borç ilişkilerini ve sözleşmeleri kendiliğinden sona erdirmemektedir. Konkordato bir tüzel kişiliğin sona ermesi veya iflası anlamı taşımadığından, mühlet kararı alınması iş sözleşmelerini re'sen münfesih kılmaz. Şirketin ticari işletme olarak faaliyetini sürdürmesi esas olduğundan, işçilerin iş görme borcu ve işverenin işçiyi çalıştırma ile ücret ödeme borcu varlığını korumaya devam eder.
Konkordato mühleti içinde bulunan bir işverenin, finansal daralma veya işletmesel kısıtlama gerekçeleriyle iş sözleşmelerini feshetme yetkisi ortadan kalkmamaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 18. maddesi uyarınca otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde en az altı aylık kıdemi olan işçilerin iş akitlerinin feshi, geçerli bir sebebe dayanmak zorundadır. İşverenin konkordato mühleti almış olması, işletmesel karar alarak istihdam fazlalığı meydana geldiğini, küçülmeye gidildiğini veya belirli departmanların kapatıldığını ispatladığı takdirde geçerli fesih nedeni sayılabilmektedir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, konkordato ilanının tek başına bir geçerli fesih sebebi teşkil etmediğidir. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere, işveren konkordato mühletine sığınarak matbu ifadelerle fesih yoluna gidemez; feshin son çare olması ilkesine uymak, feshin kaçınılmazlığını somut verilerle ortaya koymak ve dürüstlük kuralına uygun hareket etmekle mükelleftir.
Geçici veya kesin mühlet içerisinde yapılan işçi çıkarmalarında yetki ve organ yapısı da hukuki rejim bakımından farklılık gösterir. İİK m. 297 uyarınca borçlu, konkordato komiserinin nezareti altında faaliyetlerine devam eder. Ancak mahkeme, bazı işlemlerin gerçekleşmesini komiserin onayına bağlayabileceği gibi borçlunun yerine komiserin işletmeyi sevk ve idare etmesine de karar verebilir. İş akitlerinin kitleler halinde feshedilmesi, kıdem ve ihbar tazminatı gibi yüksek tutarlı yeni borç kalemlerinin doğmasına yol açacağından, işletmenin mali dengesini ve konkordato projesinin başarısını doğrudan etkiler. Bu nedenle uygulamada, organ tazelenmesi veya kitlesel işçi çıkarımı niteliğindeki fesihlerin konkordato komiserinin yazılı onayıyla yapılması, gerekli hallerde konkordato hukuk mahkemesinden izin alınması aranmaktadır. Aksi takdirde atılan adımların konkordatodaki dürüstlük kuralına aykırılık teşkil etmesi veya basiretsiz yönetim gerekçesiyle sakatlanması gündeme gelebilecektir.
İşçi yönünden bakıldığında ise, ücretlerinin, mesai alacaklarının veya sosyal haklarının zamanında ve eksiksiz ödenmemesi durumunda 4857 sayılı Kanun'un 24. maddesinin II. fıkrasının e bendi uyarınca iş akdini haklı nedenle derhal fesih hakkı doğmaktadır. İşverenin konkordato mühletinde bulunması, işçinin muaccel olan ücretini talep etmesine veya ödenmemesi halinde haklı nedenle sözleşmeyi sona erdirerek kıdem tazminatı talep etmesine engel teşkil etmez.
İşçi Alacaklarının Hukuki Statüsü: İİK m. 206 Kapsamında Birinci Sıra İmtiyaz ve Takip Yasağı İstisnası
Konkordato hukukunun borçluya sağladığı en büyük koruma, İİK m. 294 gereğince mühlet içinde borçlu aleyhine hiçbir icra ve iflas takibinin yapılamaması ve başlamış takiplerin durmasıdır. Ancak kanun koyucu, işçilerin emeğinin karşılığı olan alacaklarını sosyal koruma düşüncesiyle genel takip yasağı kuralından istisna tutmuştur.
İİK m. 294. maddesinin ikinci fıkrası açık hüküm içermektedir. Mezkûr madde uyarınca, 204. maddenin birinci sırasında yazılı amtiyazlı alacaklar için haciz yoluyla takip yapılabilir. İcra ve İflas Kanunu'nun 206. maddesinin birinci sırasında ise işçilerin, iş ilişkisine dayanan ve konkordatodan önceki bir yıl içinde doğmuş bulunan alacakları ile ihbar ve kıdem tazminatları yer almaktadır. Bu hukuki düzenlemenin pratik hayattaki yansıması son derece hayati niteliktedir:
- Konkordato ilan eden bir şirketten alacaklı olan işçiler, konkordatodan önceki son bir yıla ait ödenmemiş ücretleri, fazla çalışma alacakları, hafta tatili ve genel tatil ücretleri ile iş sözleşmesinin feshi halinde doğan kıdem ve ihbar tazminatları için şirket hakkında geçici ve kesin mühlet kararı verilmiş olsa dahi doğrudan icra takibi başlatabilirler.
- Daha önce başlatılmış olan takip işlemleri durmaz, işçiler takiplerine devam ederek şirketin malvarlığı üzerinde haciz tedbirleri uygulayabilirler.
- Kanunda sayılan birinci sıra imtiyazlı işçi alacakları için haciz yasağı işlemediğinden, işçilerin alacaklarını tahsil etmek amacıyla borçlunun üçüncü kişilerdeki alacaklarına veya banka hesaplarına haciz ihbarnamesi göndermeleri mümkündür.
Burada gözden kaçırılmaması gereken hukuki detay, bir yıllık süre sınırıdır. Konkordato talebinden geriye dönük olarak bir yılı aşan döneme ait işçi alacakları imtiyazlı statüsünü kaybederek adi alacak niteliğine bürünür ve İİK m. 294'teki genel takip yasağına tabi hale gelir. Dolayısıyla, işçilerin ve onları temsil eden avukatların hak kaybına uğramaması adına alacağın doğduğu tarih ile mühlet kararının verildiği tarih arasındaki zaman aralığını titizlikle hesaplaması gerekmektedir.
Sürekli Sözleşmelerin Feshi Rejimi (İİK m. 296) ve İş Akitleri Yönünden Değerlendirme
7101 sayılı Kanun ile İcra ve İflas Kanunu'na eklenen 296. madde, borçlunun amacına ulaşmasını engelleyen sürekli borç ilişkilerinin konkordato komiserinin görüşü ve mahkemenin izniyle borçlu tarafından olağanüstü feshedilebileceğini düzenlemektedir. İş hukuku doktrininde ve uygulamasında, sürekli bir borç ilişkisi niteliği taşıyan iş sözleşmelerinin İİK m. 296 kapsamına girip girmediği hususu tartışmalıdır.
Hukuki değerlendirmemiz uyarınca, İİK m. 296 maddesinde düzenlenen olağanüstü fesih mekanizmasının iş sözleşmelerine doğrudan uygulanması mümkün görülmemektedir. Nitekim iş sözleşmeleri, özel nitelikli ve işçiyi koruyucu emredici hükümler içeren 4857 sayılı İş Kanunu'na tabidir. İş Kanunu'nda iş güvencesi, fesih bildirim süreleri, kıdem ve ihbar tazminatı mükellefiyetleri ayrıntılı olarak tanzim edilmiştir. Genel nitelikteki İcra ve İflas Kanunu hükümlerinin, özel ve emredici nitelikteki İş Kanunu hükümlerini bertaraf ederek işçilerin kanuni tazminat haklarını ortadan kaldıracak şekilde yorumlanması hukuk devleti ve işçinin korunması ilkeleriyle bağdaşmaz. Borçlu şirket, borç yapılandırma bahaniyle İİK m. 296'ya dayanarak iş akitlerini tazminatsız veya bildirim sürelerine uymaksızın feshedemez. Fesih gerçekleştiği takdirde, İş Kanunu'nun genel hükümleri ve tazminat rejimleri aynen tatbik edilir.
Kamusal Bir Sosyal Koruma Mekanizması: Ücret Garanti Fonu (4447 sayılı Kanun m. 33)
Konkordato mühleti alan borçlu şirketin sıcak nakit akışının kesilmesi, banka hesaplarının kilitlenmesi veya operasyonel hareket kabiliyetinin daralması sonucunda işçilerin aylarca ücret alamaması riski ortaya çıkabilmektedir. Devlet, bu sosyal riski bertaraf etmek amacıyla 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu'nun ek 33. maddesi uyarınca İşsizlik Sigortası Fonu bünyesinde "Ücret Garanti Fonu" ihdas etmiştir.
İşverenin konkordato ilan etmesi halinde işçilerin Ücret Garanti Fonu'ndan yararlanabilmesi için belirli hukuki şartların varlığı aranır:
- İşveren hakkında mahkemece konkordato geçici mühlet veya kesin mühlet kararı verilmiş olmalıdır.
- İşçinin, işverenin konkordato ilan etmesinden önceki son bir yıl içinde aynı işyerinde çalışmış olması gerekmektedir.
- İşçinin iş ilişkisinden doğan ödenmeyen temel ücret alacağının bulunması şarttır.
Ücret Garanti Fonu kapsamındaki ödemeler, işçinin ödenmeyen en fazla üç aylık temel ücreti ile sınırlıdır. Fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ücretleri veya ikramiye gibi yan ödemeler fon kapsamına dahil edilmemekte, sadece çıplak ücret dikkate alınmaktadır. İşçilerin bu imkandan faydalanabilmesi için Hizmet Akdi Devam Edenler/Sona Erenler için Ücret Garanti Fonu Talep Dilekçesi, mahkemece verilen mühlet kararı ve konkordato komiseri tarafından onaylanmış işçi alacak belgesi ile İŞKUR'a başvuruda bulunması gerekmektedir. İŞKUR tarafından yapılan ödeme neticesinde kamusal fon, ödediği tutar oranında işçinin yerine geçerek borçlu şirketten bu alacağı tahsil etmek üzere halef olur. Bu sistem, konkordato krizlerinde işçinin temel yaşam gereksinimlerini karşılaması adına hayati bir sosyal supap işlevi görmektedir.
Konkordato Projesinin Tasdiki Sürecinde İşçi Alacaklarının Ödenmesi Zorunluluğu
Konkordato sürecinin nihai hedefi, borçlunun hazırladığı ödeme projesinin alacaklılar kurulunca kabul edilmesi ve İcra Hukuk Mahkemesi tarafından tasdik edilerek yürürlüğe girmesidir. Kanun koyucu, projenin mahkemece tasdik edilebilmesi için İİK m. 305 uyarınca çok sıkı koşullar öngörmüştür. Söz konusu tasdik şartlarının başında ise imtiyazlı alacakların durumu gelmektedir. İİK m. 305/1-b bendi uyarınca, 206. maddenin birinci sırasında yazılı imtiyazlı alacaklıların alacaklarının tam olarak ödenmesi veya bu alacaklar için yeterli teminatın gösterilmesi tasdik için zorunludur. Dolayısıyla borçlu şirket, konkordato projesinde adi alacaklılara sunduğu tenzilat (alacaktan indirim) veya uzun vadeli taksitlendirme tekliflerini işçilere dayatamaz. İşçi alacakları projede indirim konusu yapılamaz.
Bir şirket konkordato projesini onaylatmak istiyorsa, birinci sırada yer alan işçi alacaklarını:
- Nakit olarak tamamen ödemiş olduğunu,
- Ya da bu alacakların ödenmesini temin etmek üzere mahkemenin kabul edeceği nitelikte banka teminat mektubu, gayrimenkul ipoteği veya benzeri sağlam bir güvence sunduğunu ispat etmek zorundadır.
Aksi takdirde, diğer tüm alacaklılar projeye evet dese dahi, mahkeme İİK m. 305 hükmü gereğince konkordato projesinin tasdik talebini reddedecek ve borçlunun iflasına karar verecektir. Bu durum, işçi alacaklarının konkordato yargılamasındaki mutlak üstünlüğünü ve emredici niteliğini açıkça ortaya koymaktadır.
Sonuç ve Hukuki Değerlendirme
Türk borçlar ve icra iflas hukukunda konkordato, borçlu şirketlere mali yapılarını ıslah etmeleri için tanınmış anayasal mülkiyet ve teşebbüs hürriyetini destekleyici bir kurumdur. Bununla birlikte, sermayenin korunması ve şirketin idamesi arzulanırken, üretimin asli unsuru olan işçilerin mağdur edilmesi hukukun temel ilkelerine aykırılık oluşturur. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile 4857 sayılı İş Kanunu emredici hükümleriyle işçi alacaklarını koruma altına almış; geçici ve kesin mühlet aşamalarında icra takibi yapma imkanı, Ücret Garanti Fonu koruması ve proje tasdikinde tam ödeme/teminat zorunluluğu ile iş gücünü hukuki güvenceye kavuşturmuştur.
Konkordato sürecindeki şirketlerin yönetim organları ile konkordato komiserlerinin, işçi çıkarmaları ve alacak ödemeleri süreçlerini yürütürken son derece basiretli davranmaları; İş Kanunu'ndaki fesih rejimine ve İİK'daki imtiyaz kurallarına harfiyen uymaları gerekmektedir. Aksi takdirde, usulsüz yapılan fesihler nedeniyle açılacak işe iade ve tazminat davaları ile imtiyazlı alacakların ödenmemesi sebebiyle projenin reddedilmesi ve şirketin iflası riskiyle karşılaşılması kaçınılmaz olacaktır. Hukuki süreçlerin her iki taraf açısından da telafisi imkansız zararlar doğurmaması adına, konkordato ve iş hukuku uzmanlığı çerçevesinde yönetilmesi elzemdir.
