COP31 Anlaşmalarının Türk Hukukundaki Etkisi

8 Eylül 2026 tarihli ve 33364 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 11779 ve 11780 sayılı Cumhurbaşkanı Kararları çerçevesinde COP31 Ev Sahibi Ülke Anlaşması ile Verilere İlişkin Mutabakat Zaptı’nın Türk hukukundaki yeri, milletlerarası anlaşma niteliği ve KVKK bakımından sonuçları incelenmektedir.

COP31 Anlaşmalarının Türk Hukukundaki Etkisi

COP31 ve Türk Hukukundaki Milletlerarası Anlaşma Boyutu

COP, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin Taraflar Konferansını, yani “Conference of the Parties” ifadesinin kısaltmasını ifade eder. Taraflar Konferansı, Sözleşme’nin (Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi-BMİDÇ) uygulanmasını gözden geçiren, sera gazı emisyonlarının azaltılması, iklim değişikliğine uyum, iklim finansmanı, teknoloji transferi ve kayıp ve zarar gibi başlıkları müzakere eden en üst düzey karar organıdır. COP31, bu sürecin 31’inci oturumu olarak 9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya’da düzenlenecektir. Aynı dönemde Kyoto Protokolü Taraflar Toplantısı olarak düzenlenen Taraflar Konferansının 21’inci oturumu ile Paris Anlaşması Taraflar Toplantısı olarak düzenlenen Taraflar Konferansının 8’inci oturumunun da yapılması öngörülmektedir.

COP31 bakımından 8 Eylül 2026 tarihli ve 33364 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan iki kararın önemi, yalnızca bir uluslararası etkinliğin Türkiye’de yapılmasına izin verilmesinden kaynaklanmamaktadır. 11779 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi, Kyoto Protokolü ve Paris Anlaşması Sekretaryası arasında imzalanan ev sahibi ülke anlaşmasının onaylanmasına ilişkindir. Söz konusu anlaşmanın onaylanması, 7591 sayılı Kanun ile Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından uygun bulunmuştur. Bu çerçevede 11779 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı, TBMM’nin uygun bulma kanunundan ayrı ve onu tamamlayan onay işlemidir.

Aynı tarihli 11780 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ise taraflar arasında imzalanan Verilere İlişkin Mutabakat Zaptı’nın onaylanmasını konu almaktadır. Bu metnin Türk hukukundaki niteliği, yalnızca “mutabakat zaptı” olarak adlandırılmasına göre belirlenemez. Metnin taraflar bakımından bağlayıcı yükümlülük doğurup doğurmadığı, düzenlediği hususların niteliği ve yürürlük hükümleri birlikte değerlendirilmelidir. Özellikle katılımcı verilerinin işlenmesi ve aktarılması bakımından bu değerlendirme, Anayasa’nın özel hayatın korunmasına ilişkin hükümleri ile 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu dikkate alınarak yapılmalıdır.

Anayasa’nın 90’ıncı maddesi uyarınca, usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası anlaşmalar kanun hükmündedir. Bununla birlikte bu hukuki sonuç Cumhurbaşkanı kararına değil, usulüne uygun şekilde yürürlüğe giren anlaşma metnine aittir. Cumhurbaşkanı kararı ile TBMM’nin uygun bulma kanunu, onay sürecinin unsurlarını oluşturur. Anlaşmanın Türkiye bakımından bağlayıcı hâle gelmesi ise ilgili metnin kendi hükümlerinde öngörülen yürürlük şartlarının gerçekleşmesine bağlıdır.

Bu nedenle 11779 ve 11780 sayılı kararlar, doğrudan COP31’i kuran veya tek taraflı bir iç hukuk düzenlemesi niteliğinde olan normlar olarak değil, Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası metinlerin iç hukuk bakımından onaylanmasına ilişkin işlemler olarak değerlendirilmelidir. Bununla birlikte söz konusu metinlerin uygulanması sırasında Türk hukukundaki idari, mali ve kişisel verilerin korunmasına ilişkin düzenlemeler göz önünde bulundurulacaktır. Temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası anlaşmalar ile kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi hâlinde anlaşma hükümlerinin esas alınmasını öngören Anayasa’nın 90’ıncı maddesinin son fıkrası da ancak somut hükmün niteliği ve uygulanabilirlik alanı çerçevesinde gündeme gelebilecektir.

11779 Sayılı Karar ve Ev Sahibi Ülke Anlaşması

11779 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı, COP31’in yanı sıra Kyoto Protokolü ve Paris Anlaşması kapsamındaki toplantılar, bağlı organ oturumları ve diğer BMİDÇS toplantıları için Türkiye ile ilgili Birleşmiş Milletler Sekretaryası arasındaki ev sahibi ülke çerçevesini onaylamaktadır. Bu nedenle anlaşma, yalnızca Antalya’daki konferans alanının kullanımına ilişkin bir organizasyon protokolü niteliğinde değildir. Türkiye’nin ev sahibi ülke olarak üstlendiği idari, mali, lojistik ve hukuki yükümlülükleri birlikte düzenleyen milletlerarası bir metindir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu raporunda anlaşmanın temel unsurları; toplantıların yapılacağı mekân, tesis, ekipman, altyapı ve hizmetlerin sağlanması, katılımcılara gerekli ayrıcalık ve muafiyetlerin tanınması, vize ve giriş kolaylıklarının sağlanması ile konferansın olumsuz iklim etkilerinin azaltılması olarak özetlenmiştir. Oturum öncesi toplantıların 3-8 Kasım 2026 tarihlerinde, asıl konferansın ise 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde gerçekleştirilmesi planlanmaktadır.

Anlaşmanın ev sahibi ülkeye yüklediği hizmet kapsamı toplantı salonuyla sınırlı değildir. İnternet ve bilgi teknolojileri altyapısı, elektrik ve su hizmetleri, ulaşım, medya tesisleri, tercüme sistemleri, yemek hizmetleri ve çalışma alanları da anlaşmada öngörülen organizasyonun unsurları arasında yer almaktadır. Konferans alanının açılıştan en az 48 saat önce Birleşmiş Milletler Sekretaryasının kullanımına hazır hâle getirilmesi ve toplantıların tamamlanmasından sonra belirli bir süre Sekretaryanın kullanımında tutulması, hazırlık ve kapanış dönemlerinin de anlaşma kapsamına alındığını göstermektedir.

Anlaşma, konferansın kapsayıcı ve ayrımcı olmayan biçimde planlanmasını, engelli katılımcıların tam katılımı için gerekli düzenlemelerin yapılmasını da öngörmektedir. Bu hükümler, ev sahibi ülke ile Birleşmiş Milletler Sekretaryası arasındaki yükümlülük ilişkisinin yanı sıra konferansın fiilen yürütülmesinde kullanılacak hizmetlerin niteliğini belirleyen uluslararası taahhütlerdir. Hükümlerin iç hukukta uygulanması ise ilgili kamu hizmeti, sözleşme, bütçe, ihale, güvenlik ve erişilebilirlik kurallarıyla birlikte gerçekleşecektir.

Ayrıcalıklar, Vize ve Konferansın Mali Boyutu

Ev sahibi ülke anlaşması, konferansa katılacak taraf ve gözlemci devlet temsilcileri, Birleşmiş Milletler ve ihtisas kuruluşu yetkilileri ile diğer katılımcılar bakımından gerekli ayrıcalık ve muafiyetlerin tanınmasını öngörmektedir. Bu çerçeve, 1946 tarihli Birleşmiş Milletlerin Ayrıcalık ve Muafiyetlerine Dair Sözleşme başta olmak üzere ilgili uluslararası hukuk araçlarıyla birlikte değerlendirilmelidir. Anlaşmanın düzenlediği statü, katılımcının konferanstaki görevi ve sıfatına göre farklılaşabileceğinden, metin tüm katılımcılar için tek tip bir dokunulmazlık veya muafiyet rejimi kurmamaktadır.

Vizeye ihtiyaç duyan katılımcılar bakımından, gerekli koşulların karşılanması hâlinde mümkün olan en kısa sürede ve ücretsiz vize verilmesine yönelik kolaylıklar öngörülmektedir. Bu düzenleme, konferansın uluslararası niteliğiyle bağlantılı bir giriş kolaylığı oluşturmakta; ancak Türkiye’nin yürürlükteki mevzuatı çerçevesinde giriş koşullarını değerlendirme yetkisini bütünüyle ortadan kaldırmamaktadır. Dolayısıyla anlaşma, vize prosedürünü özel bir konferans bağlamında kolaylaştırırken yabancılar ve uluslararası koruma hukukuna ilişkin genel çerçeveyi tamamen ikame eden bir düzenleme olarak değerlendirilmemelidir.

Anlaşmanın mali hükümlerine göre Türkiye’nin, toplantı mekânını ve gerekli altyapıyı sağlamasının yanı sıra konferansın Bonn yerine Antalya’da gerçekleştirilmesinden doğan ek maliyetleri üstlenmesi öngörülmektedir. Geçici hesaplamaya göre ek maliyetin 7.715.200 ABD doları seviyesinde olduğu ve bunun konferans planlaması, hizmet sunumu ile Birleşmiş Milletler personelinin seyahat ve hazırlık giderlerini kapsadığı bildirilmektedir.

Anlaşma ayrıca konferansın çevresel etkilerinin azaltılmasını, kaynak verimliliği ve atıkların azaltılması gibi sürdürülebilirlik önlemlerinin uygulanmasını ve konferansla bağlantılı sera gazı emisyonlarının hesaplanmasını öngörmektedir. Seyahatlerden kaynaklanan emisyonlar da dahil olmak üzere emisyonların uluslararası standartlara uygun biçimde hesaplanması ve sürdürülebilirlik uygulamalarına ilişkin bağımsız değerlendirme raporunun 30 Haziran 2027’ye kadar Birleşmiş Milletler Sekretaryasına sunulması, ev sahibi ülke yükümlülüklerinin iklim yönetişimi boyutunu ortaya koymaktadır.

11780 Sayılı Karar ve Verilere İlişkin Mutabakat Zaptı

11780 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı, konferans ve ön toplantılara katılacak kişilerin vize işlemleri ile geçici katılımcı listesinin doğrulanması amacıyla Türkiye ile Birleşmiş Milletler Sekretaryası arasındaki veri paylaşımını düzenleyen Verilere İlişkin Mutabakat Zaptı’nı onaylamaktadır. Mutabakat, Sekretaryanın çevrimiçi kayıt sistemi olan ORS’de bulunan belirli katılımcı verilerine Türkiye tarafından erişilebilmesine ilişkin esasları ortaya koymaktadır.

Mutabakatın dikkat çeken yönü, erişimi açık uçlu ve genel bir veri aktarımı şeklinde değil, belirli amaçlarla bağlantılı olarak düzenlemesidir. Verilere erişimin vize işlemleri ve konferansa katılacak kişilerin geçici listesinin doğrulanması amacıyla kullanılması öngörülmektedir. Teknik gerekçelerle Sekretarya ile yazılı olarak aksi kararlaştırılmadıkça ORS’den bilgi indirilmesine veya sistemden veri çekilmesine izin verilmemesi, erişimin sistem içi inceleme ile toplu veri elde etme arasındaki farkı koruduğunu göstermektedir. Konferans sona erdiğinde sisteme verilen erişimin sonlandırılması da mutabakatın sürekli ve sınırsız bir erişim yetkisi kurmadığını ortaya koymaktadır.

KVKK ve Uluslararası Veri Koruma İlkeleriyle İlişki

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu bakımından temel mesele, verilerin hangi amaçla ve hangi hukuki sebebe dayanılarak işlendiğidir. Mutabakatın vize işlemleri ve geçici katılımcı listesinin doğrulanması amaçlarını açıkça belirtmesi, amaçla sınırlılık ve ölçülülük ilkeleriyle uyumlu bir çerçeve kurmaktadır. Bununla birlikte bu amaçların somut veri kategorileriyle ilişkilendirilmesi, hangi bilgilerin gerekli olduğunun belirlenmesi ve farklı amaçlar için yeni bir kullanım yapılmaması, KVKK’nın genel ilkeleri bakımından önem taşır.

Milletlerarası bir anlaşmanın varlığı, tek başına 6698 sayılı Kanun kapsamındaki bütün yükümlülükleri ortadan kaldıran genel bir istisna olarak değerlendirilemez. Anayasa’nın 90’ıncı maddesi uyarınca usulüne göre yürürlüğe konulmuş anlaşmalar kanun hükmünde olsa da kişisel verilerin işlenmesine ilişkin hukuki değerlendirme, KVKK’nın işleme şartları, veri güvenliği, ilgili kişinin hakları ve yurt dışına aktarım hükümleriyle birlikte yapılmalıdır. Veri sorumlusu veya veri işleyen sıfatının hangi kurumda bulunduğu, Sekretaryanın hangi statüde hareket ettiği ve verilerin hangi aktörlere aktarılabileceği somut işlem bakımından belirlenmelidir.

Mutabakatın amaçla sınırlı erişim, sistemden veri çekmeme ve konferans sonrasında erişimi sonlandırma hükümleri, uluslararası veri koruma hukukunda kabul gören veri minimizasyonu, amaç sınırlaması, saklama süresinin sınırlı tutulması ve yetkisiz erişimin önlenmesi ilkeleriyle paralel bir görünüm arz etmektedir. Ancak bu paralellik, mutabakatın kendiliğinden KVKK bakımından tüm usul ve esasları tükettiği anlamına gelmez.

Özellikle yurt dışına veri aktarımı söz konusu olduğunda, aktarımın hukuki mekanizmasının, alıcı tarafın statüsünün, aktarılacak veri kategorilerinin ve güvenlik tedbirlerinin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir. Birleşmiş Milletler Sekretaryasıyla kurulan kurumsal ilişki, klasik bir ticari veri aktarımından farklı bir nitelik taşısa da kişisel verilerin korunmasına ilişkin temel ilkelerin uygulanmasını gereksiz kılmaz. Bu nedenle 11780 sayılı kararın etkisi, veri koruma rejimini dışlayan bir istisna yaratmaktan çok, belirli bir uluslararası toplantı kapsamında sınırlı bir veri erişiminin hukuki çerçevesini belirlemek şeklinde anlaşılmalıdır.

Sonuç: Anlaşmaların Türk Hukukundaki Yeri

11779 ve 11780 sayılı Cumhurbaşkanı Kararları, COP31’in Türkiye’de gerçekleştirilmesinin iki farklı fakat birbirini tamamlayan yönünü düzenlemektedir. 11779 sayılı karar, ev sahibi ülke anlaşmasını onaylayarak konferansın mekân, altyapı, hizmet, katılımcı statüsü, vize, ayrıcalık ve sürdürülebilirlik boyutlarını Türkiye ile Birleşmiş Milletler Sekretaryası arasındaki milletlerarası yükümlülük ilişkisine bağlamaktadır. 11780 sayılı karar ise katılımcıların vize ve liste doğrulama süreçlerinde gerekli olabilecek ORS erişimini, amaç ve süre bakımından sınırlandırılmış bir veri mutabakatı üzerinden düzenlemektedir.

Bu metinlerin Türk hukukundaki etkisi, öncelikle Anayasa’nın 90’ıncı maddesinde öngörülen milletlerarası anlaşmalar rejimi içinde ortaya çıkar. Cumhurbaşkanı kararları, taraflarca imzalanmış metinlerin Türkiye bakımından onaylanmasına ilişkin işlemleri ifade eder. Anlaşmaların usulüne uygun biçimde yürürlüğe girmesiyle birlikte hükümleri, Türkiye açısından uluslararası yükümlülük doğurur ve iç hukukta kanun hükmünde sonuç meydana getirir. Bununla birlikte bu sonuç, anlaşma hükümlerinin ilgili Türk mevzuatından bağımsız uygulanacağı anlamına gelmez. Ev sahipliği kapsamındaki kamu hizmetleri, mali işlemler, giriş ve vize prosedürleri, kişisel verilerin işlenmesi ve bilgi güvenliği alanlarında anlaşma hükümleri, konuya ilişkin iç hukuk kurallarıyla birlikte yorumlanacaktır.

COP31 bakımından bu durum, uluslararası bir konferansın hukuki çerçevesi ile Türk hukukundaki idari ve temel hak güvencelerinin kesişimini göstermektedir. Ev sahibi ülke anlaşması Türkiye’nin uluslararası düzeyde üstlendiği organizasyonel ve mali sorumlulukları belirlerken, Verilere İlişkin Mutabakat Zaptı bu organizasyonun katılımcı bilgileri bakımından doğurduğu sınırlandırılmış veri erişimini düzenlemektedir. Özellikle 11780 sayılı karar yönünden KVKK, özel hayatın korunması ve uluslararası veri koruma ilkeleri, mutabakatın uygulanacağı hukuki zeminin ayrılmaz parçaları olarak değerlendirilmelidir.

COP3111779 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı11780 sayılı Cumhurbaşkanı KararıKVKKmilletlerarası anlaşmalarkişisel verilerin aktarılmasıiklim hukuku
Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; hukuki danışmanlık niteliği taşımaz.