E-Ticarette Kalkan Kalktı: Anayasa Mahkemesi Kararı Işığında Pazar Yerlerinin Yeni Sorumluluk Rejimi:
Dijital pazar yerleri, son on yılda geleneksel ticaretin akışını kökten değiştirdi. Tüketicilerin binlerce farklı satıcıya tek bir tıkla ulaşabildiği, ödeme altyapısından lojistiğe kadar tüm sürecin entegre işletildiği bu ekosistem, beraberinde karmaşık hukuki uyuşmazlıkları da getirdi.Uzun yıllar boyunca tüketici mağduriyetlerinde oklar doğrudan platformdaki üçüncü taraf satıcıya yönlendiriliyor, satıcıya ulaşılamadığı veya satıcı battığı takdirde tüketici tabiri caizse ortada kalıyordu. Anayasa Mahkemesi (AYM), Resmî Gazete’de yayımlanan kararıyla bu yerleşik hukuki tabloyu baştan aşağı değiştirdi. Pazar yerlerinin sorumluluk muafiyetini düzenleyen kanun hükümlerini iptal eden Yüksek Mahkeme, e-ticaret platformlarının sorumluluk sınırlarını yeniden çizdi. Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’nın Esas Sayısı: 2024/187, Karar Sayısı: 2026/42 olan ve 12/2/2026 tarihinde karara bağlanıp 2 Haziran 2026 tarihli ve 33268 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan bu tarihi kararı, yalnızca hukukçuları değil; tüketicileri, e-ticaret platformlarını ve bu platformlarda satış yapan binlerce KOBİ’yi doğrudan ilgilendiren yeni bir dönemin kapısını araladı.
1. İptal Öncesi Tablo:
Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararının derinliğini ve oluşturacağı etkiyi kavrayabilmek için öncelikle karardan önceki yasal altyapıyı incelemek gerekir. Türkiye’de e-ticaretin ana mevzuat omurgasını 6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun (ETK) ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun (TKHK) oluşturur. Bu kanunların mantığında Aracı Hizmet Sağlayıcı (AHS) olarak tanımlanan pazar yerleri, başkalarına ait ticari ve iktisadi faaliyetlerin yürütülmesine elektronik ortam sağlayan gerçek veya tüzel kişilerdir.
Karar öncesindeki yasal düzenlemelerde, özellikle 6563 sayılı Kanun’un 9. maddesinde ve 6502 sayılı Kanun’un mesafeli sözleşmelere ilişkin 48. maddesinde yer alan genel ilke şuydu: İçeriği Kontrol Yükümlülüğünün Olmaması: 6563 sayılı Kanun'un 9. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre; "Diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmadıkça, aracı hizmet sağlayıcı, hizmet sağlayıcı tarafından sunulan içerik ve içeriğe konu mal veya hizmetle ilgili hukuka aykırı hususlardan sorumlu değildir."
6502 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (6) numaralı fıkrasının (d) bendinde, aracı hizmet sağlayıcının bedel tahsil etmesi halinde müteselsil sorumluluğu düzenlenirken, "...11 inci ve 15 inci maddelerde yer alan hakların kullanımı hariç olmak üzere..." ibaresi yer almaktaydı. Bu ibare uyarınca aracı hizmet sağlayıcılar, ayıplı mala ilişkin 11. maddede düzenlenen tüketici seçimlik haklarından sorumlu tutulmuyordu.
Platformun sorumluluğu, yalnızca hukuka aykırı bir durumdan haberdar edilmesi halinde bu içeriği gecikmeksizin yayımdan kaldırmakla sınırlandırılmıştı (6563 sayılı Kanun m. 9/2). Bu yasal altyapı, internetin ve e-ticaretin emekleme döneminde platformların gelişmesini desteklemek amacıyla kurgulanmıştı. Ancak e-ticaretin devasa hacimlere ulaşmasıyla birlikte bu model, ciddi hak kayıplarına yol açmaya başladı.
2. Anayasa Mahkemesi’ni İptal Kararına Götüren Hukuki Dinamikler:
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi'nin itiraz başvurusu üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, mevcut yasal korumanın anayasal sınırlar içinde kalıp kalmadığını titizlikle inceledi. Yüksek Mahkeme’nin iptal gerekçesinde öne çıkan anayasal dayanaklar ve somut karar atıfları şunlardır:
Anayasa Mahkemesi kararın 32. paragrafında şu tespiti yapmaktadır: "Mal veya hizmetin içeriğinin hukuka aykırı olması durumunda yaptığı ödeme karşılığında mal veya hizmet almış olan tüketicinin mal varlığında bir değer kaybı yaşanacaktır. Söz konusu değer kaybının maddi varlığa ilişkin olduğu ve mülk teşkil ettiği açıktır."
Mahkeme kararın 34. paragrafında, devletin mülkiyet hakkını etkili bir şekilde koruma zorunluluğuna dikkat çekerek; "Anayasa’nın 5. maddesi ile birlikte değerlendirildiğinde 35. maddesi uyarınca devletin pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır. Bu kapsamda devlet, kişilerin mülkiyet hakkından tam anlamıyla yararlanabilmeleri ve etkili bir şekilde mülkiyet hakkının korunması amacıyla yasal, idari, mali, yargısal ve diğer önlemleri almak zorundadır." ifadesine yer vermiştir.
Anayasa’nın 172. maddesinde yer alan devletin tüketicileri koruyucu ve aydınlatıcı tedbirleri alma yükümlülüğüne atıf yapan Mahkeme, kararın 45. paragrafında şu hukuki gerçekliği vurgulamıştır: "Dijitalleşme sonucunda elektronik ticaret yoluyla işletmeler faaliyetlerini bir işyerine bağlı olmaksızın arz ve talebin fiziki ortamdan bağımsız olduğu elektronik alanda gerçekleştirebilmekte... Dolayısıyla birçok tüketici işlemlerinin elektronik ortamda gerçekleşmesi, bu ortamlarda yapılan işlemlerle ilgili olarak tüketiciyi koruyucu ve tüketicinin zararlarını tazmin edici mekanizmaların oluşturulmasını zorunlu kılmaktadır."
Aktif-Pasif Aracı Hizmet Sağlayıcı Ayrımı:
Anayasa Mahkemesi iptal gerekçesinde, aracı hizmet sağlayıcıların dijital dünyadaki değişen konumuna özel bir vurgu yapmıştır. Kararın 41. ve 42. paragraflarında: "Günümüzde aracı hizmet sağlayıcıların aracılık ettikleri iktisadi ve ticari faaliyetin yapılması sırasındaki konumu değişebilmektedir... aracılık ettikleri iktisadi veya ticari faaliyete konu olan mal ya da hizmet hususunda bilgi sahibi olmakta, hatta bu mal veya hizmetler üzerinde kontrol sahibi olabilmektedir. Bu nitelikteki aracı hizmet sağlayıcılar aktif aracı hizmet sağlayıcı olarak kabul edilmektedir." "Aktif aracı hizmet sağlayıcılar, pasif konumda olan aracı hizmet sağlayıcılara göre aracılık ettikleri iktisadi veya ticari faaliyet hususunda daha etkin konumdadırlar. Bu bağlamda aktif aracı hizmet sağlayıcılar, mal veya hizmeti sunanların niteliklerini belirleme ve sunulan hizmetin veya satılan malın kalitesini değerlendirme konusunda etkin rol oynayabilmektedir."
Mahkeme, kararın 44. paragrafında Avrupa Birliği'nin 2000/31/EG sayılı E-Ticaret Direktifi ile (AB) 2022/2065 sayılı Dijital Hizmetler Tüzüğü'ne (DSA) atıfta bulunarak, uluslararası hukukta da sorumsuzluk kalkanının sadece "teknik, otomatik ve pasif" platformlar için geçerli olduğunu, aktif rol alan aracıların bu korumadan yararlanamayacağını ifade etmiştir.
Kararın en alıcı noktası ise 46. paragrafta belirtilmiştir:"Kurallar, tüketicinin aracı hizmet sağlayıcıya karşı içeriğin veya içeriğe konu mal veya hizmetin hukuka aykırı olmasından kaynaklı olarak doğrudan dava açabilmesini her durumda ve şartta imkânsız hâle getirmektedir. Halbuki aracı hizmet sağlayıcının... iktisadi ve ticari faaliyetlerin yapılması hususunda aktif bir rol oynadığı durumlarda dahi sorumlu tutulmaması tüketicinin bazı hâllerde korumasız kalmasına neden olacaktır. Özellikle tüketicilerin satıcı veya sağlayıcıya ulaşamadığı durumlarda tamamen korumasız kalması ve zararlarını tazmin edememesi gündeme gelebilecektir."
Bu gerekçelerle Yüksek Mahkeme, iptali istenen kuralların devletin mülkiyet hakkına ve tüketicinin korunmasına ilişkin pozitif yükümlülükleri ile bağdaşmadığına karar vererek, kuralları Anayasa'nın 5., 35. ve 172. maddelerine aykırı bularak iptal etmiştir (paragraf 48).
3. Kararın Pratik Yansımaları:
Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı, e-ticaret ekosistemindeki tüm aktörlerin rollerini ve hukuki pozisyonlarını yeniden tanımlamaktadır.
A) Tüketiciler Açısından: Yeni dönemde tüketiciler, ayıplı mal veya hizmet tesliminde seçimlik haklarını (sözleşmeden dönme, bedel indirimi, ücretsiz onarım veya değişim) doğrudan pazar yeri platformuna yöneltebileceklerdir. AYM kararlarında açıkça vurgulandığı üzere, satıcının dükkanını kapatması veya kaybolması durumunda tüketicinin mağdur olmasının önüne geçilmiştir. Tüketici Hakem Heyetleri’ne (THH) veya Tüketici Mahkemeleri’ne başvururken pazar yeri doğrudan karşı taraf olarak gösterilebilecektir. Sahte ve Taklit Ürünlerle Mücadele: Hakiki olmayan, marka hakkını ihlal eden veya hukuka aykırı içerik taşıyan ürünlerin satışında pazar yeri, "ben sadece içeriği barındırıyorum" savunmasını yapamayacaktır.
B) Pazar Yerleri (ETAHS) Açısından: Pazar yerlerinin üzerindeki hukuki riskin artması, platformların iş yapış şekillerini kökten değişime zorlamaktadır. Platformlar artık sistemlerine her satıcıyı kolayca dahil edemeyecektir. Satıcıların ticari sicil kayıtları ve mali yeterlilikleri daha katı denetimlerden geçecektir. Pazar yerleri, ileride tüketicilere ödemek zorunda kalabilecekleri tazminatlar için satıcılardan teminatlar isteyebilecek veya hakediş ödemelerinde blokaj sürelerini ayarlayacaktır.
C) Satıcılar (KOBİ’ler ve E-Mağazalar) Açısından: Platformların artan hukuki sorumlulukları, pazar yeri katılım sözleşmelerine doğrudan yansıyacaktır. Pazar yeri, tüketiciye ödediği tazminat veya iade tutarını, aralarındaki sözleşmeye koyacağı rücu maddeleri uyarınca satıcıdan tahsil edecektir.Ayıplı ürün oranı yüksek olan veya tüketici şikayetlerine hızlı dönüş yapmayan satıcıların mağazaları riski minimize etmek adına kapatılabilecektir.
4. İptal Kararının Yürürlüğe Gireceği Tarih ve TBMM’nin Önündeki Takvim:
Anayasa Mahkemesi, iptal kararlarının doğuracağı hukuksal boşluğun kamu yararını ihlal edecek nitelikte olduğunu saptamıştır. Kararın IV. Bölümünde ("İptal Kararının Yürürlüğe Gireceği Gün Sorunu") yer alan düzenleme uyarınca Mahkeme, Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun'un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince: İptal hükümlerinin, kararın Resmî Gazete'de yayımlandığı tarihten (2 Haziran 2026) itibaren DOKUZ AY SONRA yürürlüğe girmesine OYBİRLİĞİYLE karar vermiştir. Bu 9 aylık erteleme süresi zarfında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) e-ticaret ve tüketici mevzuatında yeni bir yasal düzenleme yapması gerekmektedir.
Anayasa Mahkemesi’nin Resmî Gazete’de yayımlanan bu tarihi kararı, e-ticarette sınırsız sorumsuzluk devrinin kapandığını göstermektedir. Platformların sadece komisyon toplayan dijital yapılar değil, sundukları güven ortamının da garantörü oldukları ilkesi netleşmiştir. Önümüzdeki 9 aylık süreçte yasama organının yapacağı düzenlemeler, Türkiye'deki e-ticaret pazarının dengeli ve güvenli bir zeminde büyümesi açısından kritik bir rol oynayacaktır. Kararın tam metni ve detaylar için Resmî Gazete Karar Sayfası bağlantısını inceleyebilirsiniz.[https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/06/20260602-4.pdf]
Sonuç
Anayasa Mahkemesi’nin 2024/187 Esas ve 2026/42 Karar sayılı iptal kararı, Türkiye’de e-ticaretin hukuki dinamiklerini ve aktörlerin konumunu tamamen değiştirecektir. Uzun süredir dijital ekosistemin büyümesini teşvik etmek amacıyla uygulanan ve aracı hizmet sağlayıcıları pasif birer "teknik altyapı sunucusu" olarak gören geleneksel yaklaşım, Yüksek Mahkeme’nin anayasal müdahalesiyle geçerliliğini yitirmiştir. Dijital pazar yerlerinin yalnızca alıcı ile satıcıyı buluşturan birer ilan panosu olmadığı; ticaretin merkezinde aktif birer aktör olarak rol aldığı gerçeği hukuken tescillenmiştir.
Yüksek Mahkeme; mülkiyet hakkı, devletin tüketiciyi koruma yükümlülüğü ve hak arama hürriyeti dengesini yeniden kurarak, platformların sundukları bu büyük ticaret hacminden gelir elde ederken doğan hukuki risklerden tamamen muaf tutulamayacağını vurgulamıştır. Böylece, tüketicinin satıcıya ulaşamadığı veya mağduriyetinin giderilmediği durumlarda pazar yerlerinin kenara çekilerek "biz sadece aracıyım" savunmasına sığınma dönemi kapanmıştır. Tüketici güvenliği ve mülkiyet hakkı, platformların mali sorumsuzluk zırhına üstün tutulmuştur. TBMM’ye tanınan 9 aylık erteleme süresi, tüm e-ticaret aktörleri için stratejik bir uyum penceresidir.
