Giriş
Avrupa Yeşil Mutabakatı ve 1 Ocak 2026 itibarıyla kesin uygulama dönemine giren Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (“SKDM”), küresel ticaretin hukuki kurallarını kökten değiştirmektedir. Bu makro dönüşüme uyum sağlamak ve Türk ihracatçılarının Avrupa pazarındaki rekabet gücünü iç hukukta normatif bir güvenceye kavuşturmak adına 9 Temmuz 2025 tarihli 32951 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7552 sayılı İklim Kanunu, Türkiye’nin yeşil ekonomi dünyasındaki yeni yasal omurgasını oluşturmaktadır. Kanun koyucu tarafından ülkenin 2053 net sıfır emisyon ve iklim dirençliliği hedefleri doğrultusunda, iklim değişikliğiyle mücadele ile uyum politikalarının genel çerçevesini çizmek amacıyla oluşturulan bu düzenlemede, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ana düzenleyici ve politika belirleyici merci olarak konumlandırılmıştır. Kanun’un getirdiği stratejik yükümlülüklerin fiili takibi, denetimi ve özellikle ulusal Emisyon Ticaret Sistemi’nin (ETS) operasyonel olarak işletilmesi görevi ise doğrudan Bakanlık bünyesinde faaliyet gösteren İklim Değişikliği Başkanlığı ile Karbon Piyasası Kurulu’na verilerek çok katmanlı ve dinamik bir idari yönetişim modeli kurgulanmıştır.
Ulusal ETS’nin Kurulması ve Sera Gazı İzinlerinde Üç Yıllık Kritik Süre
7552 sayılı İklim Kanunu’nun en stratejik çıktısı, Madde 9/1 uyarınca İklim Değişikliği Başkanlığı tarafından ulusal bir Emisyon Ticaret Sistemi’nin (“ETS”) kurulmasıdır. Kanun, karbon emisyonunu salt bir çevresel raporlama konusu olmaktan çıkararak, doğrudan ticari ve yasal bir izin rejimine bağlamaktadır. Madde 9/3 uyarınca, kapsam dâhilindeki işletmelerin faaliyetlerine devam edebilmeleri için Başkanlıktan sera gazı emisyon izni alması zorunlu kılınmıştır.
Kanun’un Geçici Madde 1/2 hükmü, işletmelere bu izni almaları için yürürlük tarihinden itibaren üç yıllık bir geçiş süresi tanımaktadır. Bu üç yıllık süreç içinde işletmelerin emisyon izinlerinin olduğu varsayılacak olup, Karbon Piyasası Kurulu gerekli gördüğü takdirde bu süreyi bitim tarihinden itibaren iki yıla kadar uzatmaya yetkilidir. Bu noktada sanayide sıkça düşülen en büyük yasal yanılgı, ulusal bir ETS'nin varlığının SKDM karşısında otomatik bir muafiyet veya koruma kalkanı sağlayacağı düşüncesidir. Kanun’un Madde 10/1-c hükmü, Başkanlığa diğer piyasalarla iş birliği ve ETS kapsamında karşılıklı tanıma anlaşmaları yapılması yönünde çalışmalar yürütme görevi vermiştir. Yerel mevzuat kendiliğinden bir muafiyet üretmemekte, sistemin fiili etkisi AB ile yürütülecek resmi eşdeğerlik ve tanınma süreçlerinin tamamlanmasına dayanmaktadır.
2026 Yılı İdari Para Cezaları
7552 sayılı Kanun, yasal uyum süreçlerini aksatan veya yükümlülüklerini yerine getirmeyen işletmeler için ciddi mali yaptırımlar öngörmektedir. 27 Kasım 2025 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 585 Sıra No'lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile 2025 yılı yeniden değerleme oranı yüzde 25,49 olarak ilan edilmiş ve bu doğrultuda İklim Değişikliği Başkanlığı tarafından 27/12/2025 tarihli ve 33120 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 2026/1 sayılı 7552 Sayılı İklim Kanunu Uyarınca Verilecek İdari Para Cezalarına İlişkin Tebliğ çıkarılmıştır. Bu doğrultuda, idari para cezaları yeniden değerleme oranı nispetinde güncellenmiş ve Madde 14/11 hükmünde yer alan, her bir fiil için uygulanacak idari para cezası miktarı üst sınırı 62.745.000 Türk lirasına yükseltilmiştir. Bu üst sınır koruması altında, operasyonel risklerin başında raporlama ihlalleri gelmektedir. Güncel tebliğ uyarınca doğrulanmış sera gazı emisyonu raporunu süresi içerisinde sunmayanlara 627.450 TL'den 6.274.500 TL'ye kadar idari para cezası verilecek olup, ETS kapsamındaki işletmeler için bu cezalar Kanun gereği iki katı, yani 1.254.900 TL ile 12.549.000 TL arasında uygulanacaktır. Ayrıca rapor sunulana kadar işletmenin işlem kayıt sistemindeki hesapları üzerinden tahsisat teslimi dışında işlem yapması engellenecektir.
Eksik tahsisat teslimi ve izinsiz faaliyet göstermek de diğer büyük risk alanlarıdır. Kanun'un 14/4-b maddesi uyarınca emisyon izni olmadan çalışan işletmelerden doğrulanmış yıllık raporu olanlara ton başına 6,2745 TL idari para cezası uygulanacakken, doğrulanmış raporu bulunmayan tesislere uygulanacak ceza marjı tebliğ ile 1.254.900 TL ile 12.549.000 TL arasına çıkarılmıştır. Süresi içerisinde yükümlü olunan miktarda tahsisat tesliminde bulunmayanlara ise teslim edilmeyen her bir tahsisat için, doğrulanmış sera gazı emisyon raporunun ait olduğu yılın son üç ayına ait birincil ve ikincil piyasa ağırlıklı ortalama fiyatının yüksek olanının iki katı oranında idari para cezası uygulanacaktır. Bu teslim yükümlülüğünün ardı ardına üç yıl boyunca en az yüzde seksen oranında yerine getirilmemesi ise sera gazı emisyon izninin iptaliyle sonuçlanacak ve yeni izin 3 aydan 6 aya kadar verilmeyecektir. Sanayicinin bu adaptasyon sürecini kolaylaştırmak adına Geçici Madde 1/1 hükmü çok kritik bir kolaylık getirmektedir, buna göre ETS tamamen uygulanmaya başlanmadan önce yapılacak pilot uygulama döneminde, yasal yükümlülüklerin yerine getirilmemesi sebebiyle uygulanacak idari para cezaları yüzde seksen oranında indirilerek uygulanacaktır.
Mahsup Mekanizması, Gönüllü Krediler ve Paris Anlaşması Sınırı
Türk ihracatçılarının, SKDM mevzuatının ilgili tüzük hükümleri kapsamında yer alan "Üçüncü Ülkelerde Ödenen Karbon Bedelinin İndirimi" hakkından yararlanabilmesinin yasal zemini bu kanunla kurulmuştur. Ancak mahsup süreçlerinde yasal sınırlar oldukça katıdır. Kanun’un Madde 10/1-a-2 maddesi uyarınca Karbon Piyasası Kurulu, uluslararası karbon piyasasına konu olacak sektörleri ve ithal ile ihracata ilişkin temel politikaları belirlemeye yetkilidir. Hukuken mahsup edilebilecek tutar, teşvik ve muafiyetler düşüldükten sonra menşe ülkede fiilen ve net olarak ödenmiş karbon fiyatıdır. Dolayısıyla Türkiye'nin pilot dönemde öngördüğü yüzde yüz ücretsiz tahsisat senaryolarında fiili bir ödeme doğmayacağı için, AB'de mahsup edilecek bir bedel de oluşmayacaktır. Şirketlerin operasyonel esneklik sağlamak adına sorduğu gönüllü karbon kredileri ise Madde 11 kapsamında ulusal bir denkleştirme sistemine bağlanmıştır, ancak Kanun'un genel sistematiği ve Paris Anlaşması'nın 6. maddesi sınırları uyarınca, gönüllü karbon kredileri kısa vadede SKDM sertifika yükümlülüğünden doğrudan mahsup edilebilen bir nitelik taşımamaktadır.
SKDM, ulusal karbon fiyatlandırma mekanizmalarını doğrudan ikame eden bir yapı niteliği taşımamaktadır. Sistem, AB Emisyon Ticaret Sistemi ile metodolojik uyum esasına dayalı olarak, üçüncü ülkelerin ulusal emisyon ticaret sistemleriyle sınırlı ve koşullu bir ilişki kurmaktadır. Bu çerçevede, Türkiye’de kamuoyuna sunulan Emisyon Ticaret Sistemi Yönetmeliği Taslağı, izleme–raporlama–doğrulama altyapısı bakımından AB çerçevesiyle uyumlu bir yönelim ortaya koymakla birlikte, olası mahsupların fiili etkisi tamamen AB tarafından tanınma sürecinin diplomatik ve hukuki sonuçlarına bağlıdır. Dolayısıyla ulusal ETS, SKDM karşısında otomatik bir mali dengeleme aracı değil kademeli ve koşullu etki doğurabilecek tamamlayıcı bir politika unsuru olarak değerlendirilmelidir.
Mekanizmanın orta vadeli evriminde, Paris Anlaşması’nın 6. maddesi kapsamında geliştirilen uluslararası karbon piyasalarıyla kurulabilecek ilişkiler de küresel karbon yönetişimi açısından tartışılmaya devam etmektedir. Çevresel bütünlüğü güvence altına alınmış, çift sayımı önleyen ve devletler arası mutabakata dayalı mekanizmaların gelecekte SKDM ile nasıl ilişkilendirilebileceğine yönelik değerlendirmeler orta vadeli politika gündeminde yer alsa da bu durum ihracatçılar açısından kısa vadede somut bir operasyonel esneklik vaat etmemektedir. Nihayetinde, AB'nin SKDM gelirlerinin bir bölümünü kendi sanayisinin karbonsuzlaşma yatırımlarını destekleyecek şekilde fonlara yönlendirmesi, mekanizmanın üçüncü ülke ihracatçıları aleyhine fiili rekabet koşullarını şekillendiren yapısal bir unsur olarak dikkate alınmasını zorunlu kılmaktadır.
Gelirlerin Tahsisi ve Dönüşümün Finansmanı
7552 sayılı Kanun’un en olumlu yönlerinden biri, ETS’den elde edilecek gelirlerin münhasıran yeşil dönüşüme aktarılmasını yasal güvenceye bağlamasıdır. Madde 12/6 açıkça birincil piyasa tahsisat satış gelirlerinin, idari para cezalarının ve döner sermaye gelirlerinin yeşil dönüşüm ve iklim değişikliğiyle mücadele amacı dışında kesinlikle kullanılamayacağını hükme bağlamış, bu gelirlerin yüzde onunu ise adil geçiş faaliyetlerine ayırmıştır. Bu mali güvence altında, Madde 13 ile getirilen stratejik teşvikler sayesinde, sera gazı azaltım potansiyeli yüksek iklim dostu yatırımlara hibe, garanti temini ve finansman maliyeti desteği verilmesinin önü açılmaktadır. Bu yaklaşımı destekleyen tamamlayıcı finansman araçlarından biri de Türkiye Endüstriyel Karbonsuzlaştırma Yatırım Platformu’dur (TIDIP). TIDIP, Kasım 2024’te Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) öncülüğünde; Dünya Bankası Grubu (IBRD) ve Uluslararası Finans Kurumu (IFC) iş birliğiyle oluşturulmuştur. Platform, Türkiye’nin sanayi sektörlerinde karbonsuzlaşma yatırımlarının finansmanını kolaylaştırmayı ve iklim politikalarından kaynaklanan dönüşüm maliyetlerinin yönetilebilir hale getirilmesini amaçlamaktadır.
Çok paydaşlı bir yapı olarak tasarlanan TIDIP, emisyon yoğunluğu yüksek sanayi sektörlerinde yeşil dönüşümü hızlandırmak amacıyla kamu, finans ve teknoloji aktörlerini ortak bir platformda buluşturmaktadır. Özellikle çimento, demir-çelik, alüminyum ve gübre gibi karbon yoğun sektörlere odaklanan mekanizma; yeşil hidrojen, karbon yakalama ve depolama teknolojileri, enerji verimliliği uygulamaları ve diğer ileri iklim teknolojileri alanındaki projelerin finansmana erişimini desteklemektedir. Platformun stratejik çerçevesi, Türkiye’nin 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefi, Paris Anlaşması kapsamındaki taahhütleri ve Yeşil Mutabakat Eylem Planı ile uyumlu şekilde şekillendirilmiştir. Bu kapsamda TIDIP aracılığıyla 2030 yılına kadar 5 milyar Euro tutarında yatırımın harekete geçirilmesi ve yıllık yaklaşık 20 milyon ton karbon emisyonu azaltımına katkı sağlanması hedeflenmektedir. Böylece platformun, İklim Kanunu ile oluşturulan hukuki altyapının somut finansman mekanizmalarıyla desteklenmesine ve sanayinin düşük karbonlu dönüşümünün hızlandırılmasına katkı sunması beklenmektedir.
Sonuç
7552 sayılı İklim Kanunu, karbon performansının artık bir kurumsal sosyal sorumluluk projesi değil, şirketlerin uluslararası pazarda yasal olarak var olabilme şartı olduğunu tescillemiştir. Özellikle Avrupa Komisyonu'nun 17 Aralık 2025 tarihinde sunduğu ve halen Avrupa Parlamentosu ile Konsey'in onayını bekleyen yasama teklifi uyarınca, SKDM kapsamının yaklaşık 180 aşağı yönlü ürünle genişletilmesi ve bu genişlemenin 1 Ocak 2028'de yürürlüğe girmesi öngörülmektedir. Bu yeni SKDM genişlemesi de dikkate alındığında, şirketlerin Eylül 2027’deki ilk mali beyan dönemine kadar stratejik hukuki adımları atması gerekmektedir.
7552 sayılı İklim Kanunu, karbon yönetimi ve emisyon azaltımına ilişkin yükümlülükleri Türkiye'deki şirketler bakımından daha sistematik bir hukuki çerçeveye oturtarak sürdürülebilirlik ve iklim uyumunu kurumsal yönetişim, rekabet gücü ve uluslararası ticaret bakımından stratejik bir uyum alanı haline getirmiştir. Özellikle Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması'nın (SKDM) kapsamının ilerleyen dönemde genişletilmesine ilişkin Avrupa Birliği politikaları da dikkate alındığında, ihracat odaklı şirketlerin karbon maliyetleri, raporlama yükümlülükleri ve tedarik zinciri uyumu bakımından gerekli hazırlıkları gecikmeksizin planlamaları önem arz etmektedir.
Bu kapsamda, uluslararası ticaret, tedarik ve lojistik sözleşmelerinde yer alan mücbir sebep (force majeure), maliyet aktarım mekanizmalarının; gerek ulusal Emisyon Ticaret Sistemi'nden (TR-ETS) kaynaklanabilecek karbon maliyetlerini gerekse Avrupa Birliği Emisyon Ticaret Sistemi'nde (EU ETS) ortaya çıkabilecek fiyat dalgalanmalarını dikkate alacak şekilde gözden geçirilmesi faydalı olacaktır. Bunun yanında, Geçici Madde 1 kapsamında öngörülen geçiş sürecinin etkin şekilde değerlendirilmesi, emisyon izni süreçlerinin zamanında tamamlanması ve ikincil mevzuat ile uygulama tebliğlerinde öngörülen yükümlülüklere uyumun sağlanabilmesi amacıyla şirket içi hukuki ve teknik uyum mekanizmalarının oluşturulması önem taşımaktadır. Nitekim, 2026/1 sayılı 7552 Sayılı İklim Kanunu Uyarınca Verilecek İdari Para Cezalarına İlişkin Tebliğ uyarınca, 2026 yılı için 62.745.000 Türk lirasına varan idari para cezası öngörülmektedir. Bu nedenle şirketlerin yalnızca teknik değil, aynı zamanda kurumsal yönetişim ve hukuki uyum süreçlerini de proaktif bir şekilde yapılandırmaları önem taşımaktadır.
GRD Partners olarak ulusal ve uluslararası regülasyonların bu karmaşık kesişim kümesinde, yeşil kurumsal uyum altyapınızın yapılandırılmasından uluslararası ticari sözleşmelerinizin yasal risk analizlerine kadar tüm süreçte uzman kadromuzla yanınızdayız.
Daha fazla bilgi ve hukuki destek için bizimle info@grd-partners.com adresi üzerinden iletişime geçebilirsiniz.
